YİTİP GİDEN BİR GELENEK “BÊRΔ

Seyfi MUXÛNDî

 

Bir gelenek özelliği olan "Berî", tarihi görevini tamamlayarak zaman çığırı içinde kayıplara karıştı. Giderken, kendisiyle birlikte birçok geleneği de alıp götürdü. Bir folklor mozaiği olan "Berî" günümüz dünyasının ekran oyunları karşısında sessiz sedasız yitip giderken, yaşı kırkın altında olanlar, köyde bu geleneği görmek şöyle dursun belki de hiç duymamışlardır.

"Berî" geleneğinin özelliğini ve önemini anlatmadan önce, bu gelenek ile beraber anılan bazı terim ve kavramlar üzerinde durmak gerekir. Bu kavram ve terimler anlaşıldıktan sonra, Berî'nin kültürel ve yaşamsal önemi daha iyi anlaşılacak­tır.

Bu gelenek, Dersim'in Mazgirt/ilçesinin Mûxûndû (yeni adı: Darıkent) köyünün Gaz mezrasından derlenmiştir. (Buradaki Gaz'ın anlamı hava değildir. Yörede yüksek yerleşim yerlerine "Gaz" denir.) Bu gelenekle ilgili daha önce bir yazının yayınlanıp yayınlanmadığını bilmiyorum, Bu derlemeyi yaptıktan sonra Hozat, Hınıs ve Varto bölgesindeki yaşlılara okuduğumda, onlar da bu geleneği hatırladılar ve kendi yörelerinde anlatılanla pek farkının olmadığını söylediler.

Öncelikle, "Beri'nin” morfolojik açılımını yapacağım. Aynı zamanda Berî ile birlikte anlam bütünlüğü sağlayan, Berî geleneğinde adı sıkça kullanılan "Dara Berîye, Meğel, Keşkek, Gîyaşîr, Havîn, Meşk, Kilor, Lole, Sordar, Sıvan, Kêrî, sêpî" sözcükleri ile bu sözcüklerin anlamları üzerinde duracağım. Ardından konumuza döneceğim.

 

Bêri:

Bêri, köyün hayvanlarını herhangi  bir gölgelikte toplayıp, hayvanları, orada dinlendirme. Süt sağımını yapma olayıdır. Bêrî sözcüğü, "güneşe bakan taraf, yan" anlamında da kullanıldığı gibi, Bir diğer anlamı ise "yola giden, yala gitme ânlamındadır. Dersim bölgesinde bazı sesler ve heceler, sözcüğün başına ya da sonuna geldiğinde, o sözcüğe kutsallık kazandırırlar. Örneğin, "Ba, bo, bı, bu, be, bi - ra, ro, rı, rî, rû" ses ve heceleri. Bu anlamda, Bêrî sözcüğünün açılımını yapacak olursak,

Ba = Rüzgâr

Bav = Baba, ata

Bi (Bı) = Ard (Ardında)

BS = Ardında

Be = Yolunda

Ba = Ulu kişi

Berf = Kar, beyazlık, temizlik

Aynı özelliği daha geniş olarak "ra" ses grubunda da görebiliriz:

Ra = Tanrı

Ro = Güneş, gün, ışık

Roj = Gün, güneş. ışık

Ru = Yüz

Rî = Kemalet, sakal

Ri (Rı) = Yol

Re = Yol gibi sesler kutsallık içerirler. İşte bu noktada "Berî" sözcüğü, kutsal bir terim özelliği kazanır. Bir bereket yeri olan Berî, isim babalığını bu seslerden almıştır. "Be" (ardında), "rî (rı)" (yol) anlam­larını birleştirdiğimizde "yol ardında, yol gösterme" anlamına gelir. Güneşe taraf, güneşe (ışık'a) doğru anlamı da göz ardı edilmemeli. Dara Bêrîye (Berî Ağacı)

Dar, başlı başına bir kutsallık ifade eder. "Dar" (Ağaç), göğe doğru yönelmesi ve uzaması özelliği ile Tanrı (Ra)'ya doğru uzanmak isteyen bir canlı gözüyle bakılmıştır. Dara kelimesinin "da"sı, "du" kelimesinin "da"ya dönüşümü ile oluşmuştur, "du" (ardında, arkasında, izinde) anlamı taşımaktadır. "Ra" (Tanrı, Güneş) anlamı taşımaktadır. Dura (Dara) "Haq'ın arkasında", "Haq'ın izinde" anlamına gelir. Bu anlamı bir başka sözcük ile pekiştirmek gerekirse, Sindor (sınır); sin (ara, aralık), dor (darağaç). Tarla sınırında bile ağaç kutsallığını korumaktadır. Köylülerin, ağacı sınır olarak kabul etmeleri, yörede yaygındır. Tanı’ya doğru, Güneş'e doğru gitmeyi esas alacak olursak, "Dara Beriye", be­reket getirmenin, berekete ulaşmanın bir ifadesidir.

Meğel (Beri):

"Me" (biz), "gel" (oturma, dinlenme) anlamına gelir. Genel olarak Beri anlamına gelse de, daha dar bir anlam taşır. Genellikle hayvanların dinlendirildiği, oturumunun sağlandığı dar bir alandır. Sadece gölgelik yer için kullanılır. "Zeğel" (uyuşuk), miskin, üşengeç olanlar için kullanılır.

Keşke:

Bulgur ve ayrandan yapılan, pilavımsı bir yemektir. Tabağa döküldükten sonra, ortasına çukur açlıp eritilen tereyağı dökülür. Berî'nin en onursal yemeklerin­den biridir.

Gîya-şîr (Süt Otu):

Bu ot, kaynatılan sütün altına, ateşe atıldığında tütsü gibi çıkan dumandan dolayı süte bereket ve bolluk sağladığına, yağın çoğalmasına katkı sağlayacağına inanılırdı. Bu otu aynı zamanda mayala­nan süt kabının etrafına ve altına sarmak­la, yağın çoğalacağına inanılır. Beri günü çobanlar bu otu kadınlara hediye ederlerdi.(Şıvan), bu ottan "Kewanî"lere (süt sağan kadınlara  evin hanımı) hediye etmeyi onur sayarlardı.

Havîn (Maya):

Maya anlamına geldiği gibi. bir diğer anlamı da yaz mevsimi demektir. Ha-hu-hû-hı-hî gibi gerek Arap. gerek Pers ve gerek Partlar'dan etkilenilmesi ile Hu kavramı esas olarak bu bölgenin kutsal terimlerinden biridir. Hu, yapıcı ve yara­tıcıdır. Süt gibi bir maddeyi yoğurda, peynire dönüştürebilir kerametidir. "Vin" (ardından) anlamındadır. Tanı’nın (Haq'ın) maddeyi değiştirip ardından başka şeye dönüştürme yeteneğidir. Ha, Haq sözcüğünün ön harfleri olması "Havin"e kutsallık onuru sağlamıştır. Kürtler. s i ti sürerken öküze "Ho bave mın" (Yürü baba öküz - yürü babam) cümlesi ile öküzü çağırırlar ve yürütürler.

Meşk (Tuluk):

 

 

Keçi postundan yapılan tuluk (yayık), yoğurdu çalkalayıp içinde yağı olgunlaştırıp kıvama getirerek ayrandan ayırtmak amacıyla kullanılır. Alevi inancındaki "Meşk olmak" terimi, ismini bu yayıktan mı almış, yoksa tuluk mu ismini Meşk olmaktan almış. Ya da ikisine birden mi bu isim verilmiş, bilemem ama "Meşk" (olgunlaşmak, kendinden geçmek) bu açıdan kutsal bir terim niteliğindedir. Şu da göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir: Tıpkı Alevi inancı gibi Meşk, İslam öncesi insanın hayvanı evcilleştirme tarihi kadar eski bir kavram olduğu orta­dadır.

Kılor (Peşere) (Yağlı Ekmek)

Kılor. köken olarak "Gilor" (yuvar­lak) kelimesi ile aynı anlamdadır. "Gı nın-Kı ya dönüşümü ile oluşmuştur. Hamurun katları arasına yağ sürül­dükten sonra bazlama gibi yuvarlak açılıp sacın üstüne atılır. Yüzeylerine de yağ sürüldükten sonra pişirilir. "Bêrinin” en onursal yemeklerinden biridir.

Sor-dar:

Bu ağaç kabuğunun Türkçe sini bilmi­yorum. "Meşk"\ kırmızılaştırmak amacıyla kullanılan bir ağaç türüdür. Bu ağacın kabukları soyulur, bununla tuluk (meşk) terbiye edilir. Terbiye edilmezse Meşk kokar, yağ ve ayran bozulur. Sıradan bir ağaç kabuğu olmasına rağmen ninem, ben küçükken, "Nine, bu neden yapıl­mış'/" diye sorduğumda, bana, "Bu kabuk sırdan(Ji sırê Xadê Çêbîye)" cevabı verirdi. Tabii ninem, bu sözün kendine ait olmadığını, kendinden öncekilerin de ona böyle dediğini ihmal etmedi. Bu sadece bir varsayım. Sordar sözcüğünün morfolojik açılımını yaptığımızda, Sor = kırmı­zı, sor = ateş, sor = sır anlamında da kullanıldığını görürüz. Sor = ateş, ra = Tan­rı, aynı zamanda od = harareti temsil ettiğini de dikkate almak gerekir. Dar ise ağaç anlamında ektir. Buradan hareketle insanların bu kabuğu Sor-dar ' unvanı ile isimlendirmeleri bilinçli seçilmiş bir yakıştırma olduğu kanısındayım. Meşk, Sor-dar ile terbiye edildikten sonra yedi kız tarafından çalkalanıp Meşk'in kıvama getirilmesi halinde bereket ve bolluk olacağına inanılırdı.

Lole (Lolî)

 

 

Meşk ile Lolî ayrılmaz ikilidir. İki ayrılmaz dostun dostlukları, yörede ata­sözü olmuştur. "Jı hevra waki Meşk û Lolî ne" (Onlar birbiri ile Meşk ile Lole gibidirler). Evet, Lole, Meşk'in ön ve ar­ka ayakları için kullanılan 35-40 cm. uzunluğundaki yuvarlak tutaçlardır. Biri ön iki ayak, diğeri de arka iki ayak arası­na yerleştirilir. Ön ve arka ayaklar arasındaki Lole (Loli) birbirine "kerî" denen yassı bir ağaçla bağlanır. İnsanların hay­vanları evcilleştirdikten sonra onların ürünlerinden yararlanmayı da öğrenince, yaşamı ortak kılmak için dayanışmayı da birlikte oluşturmuşlardır. Meşki yaymak için bir tarafta erkek (Lo), diğer tarafta da kadın (LS) tutarak yayma işini yürütmüşlerdir. Tutaçların adının Lole olması bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Loli aşiretinin bu kavramla ilişkisinin olup olmadığını bilmiyorum. Kimi görüşlere göre de Lo=Adem; Le= Havva'dır. Ayrıca Loli aşiretinin hayvancılıkla uğraşan bir aşiret olması da yine birçok tarihçinin ortak fikridir.

Kêrî:

Ön ve arka Lole (Loli)leri birbirine bağlayan yassı değnek. Eskiden bu değ­neklerin oldukça işlemeli bir yapısı vardı. Okula gitmeden Önce bu işlemeleri yazı sanırdım. Gergef yastıklar üzerindeki şekilleri andırırdı. Bugün bu yastık ve kilimlerdeki işlemelerin Sümer yazı sembolleri olduğu bilinmektedir.

"Kêrî"nin morfolojik açılımını yaptığımızda, "Kêrî" bıçak anlamına geldiği gibi, ke, ko (dağ), kerık (bağlantı), kerik (kulak) anlamına da gelmektedir. Rî'nin "yol" anlamına geldiğini yukarıda açıklamıştık. Ön ve arka Lole'yi bağlayan araç anlamında olması, önemlidir. Ayrıca, erkeğin cinsel organın da "Kêrî" sözcüğü­ne yakın bir anlam taşıması da düşündü­rücüdür. Kısacası Kêrî de kutsal üretimin bir aracı olarak bu geleneğin içinde yerini almıştır.

 Şivan (Çoban)

Şivan kavramı, insanın hayvanı evcilleştirmenin ürünü bir sözcüktür. Çok tanrılı döneme aittir. Şı-şa-za sesleri, ışık anlamındadır. Alevi toplumunun "Şahların Şam" deyimi, "za û za"dan kaynaklanmıştır. "Şah-û-şah" "Za-û-Za"yı aynı  anlamdadır  ve  "Işıkların ışığı"  anlamına gelir.

Şa-şı (ışık) van=hizmet ve onurlandır­ma anlamındadır. -Van sesinin örneklerini çoğaltacak olursak gavan da aynı anlama gelir. Mi-van-me-van (biz hizmet ederiz), re-van (süvari, yola hizmet eden, giden), re=yol, -van=hizmet; Havin (ma­ya), mayalamaya hizmet eden anlamına gelir. Dolayısıyla kutsal bir hizmet yürü­ten kişi anlamına geldiği açıktır.

Şivan'ın diğer bir anlamı da şudur: Şı-va=geri, an-anin=getiren. "Geri getiren". Kendi başına otlayan bir hayvan sürüsü, elbetteki kendiliğinden gelmeye bilir. İş­te onlan götürüp de geri getiren Şivan'dır (çoban).

SÊPÎ:

Sepi ayrandan yağı ayırtmak amacıyla meşkin içine konulan yoğurdun yaymak için kullanılan üç adet ağacın çatıp meşki asıp yaymaktır. Sê= üç pi=kol anlamındadır. Üç sayısının kutsallığından dolayı bu araç da kutsal ve bereket anlamını pekiştirmektedir.

 ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BÊRÎ ŞENLİĞİ:

Bunlar gibi benzer birçok sözcük, ki­şi, kavram "Berî" olayında rol aldığından dola­yı da bunları açıklamak bir zorunlu­luk oldu.

"Beri" şenliğinin nasıl olduğunu, na­sıl yaşandığını şimdi açıklayabiliriz. Ge­leneğin özelliği açıklandığında toplumsal bazı değerlerin güzelliğini de göz önüne sereceğine inanıyorum. Aynı zamanda birçok değerin nasıl çalındığını ve başkalarına mal edildiğini de  göreceğiz.

Gelenek töreni yerleşim biriminin bulunduğu coğrafik konuma göre, değişik dönemlerde ya­pılsa da, sonuç olarak birbirine yakın zaman dilimi içinde yapılırdı.İlkbahar veya yaz başlangıcında:

Çok kalabalık köylerde fazlaca yapılmazdı ama 15-20 haneli köylerde 1973'lerc dek yapıldığına şahit olmuştum. Yaz mevsi­mi yaklaşınca evlerin etrafındaki ekilmiş alanlar biçilince, sürü halindeki hayvanların daha rahat hareket etmesi amacıyla genellikle bu tarihlerde yapılırdı. Tarım alanındaki işlerin yoğunluğuyla da çoban olmayan çocuğun da gücünden yararlan­mak için sıcak bakılan bir gelenekti. Köyde herkes sırayla (hane başı) hayvanlara bir günlük çobanlık yapar, bu böyle nöbetleşe döner. Bu nöbetleşme olayının ön hazırlığından sonra ilk günü "Berî Şenliği" ile kutlanırdı.

Her evin çobanı Şenlikten birkaç gün önce yazıda bir araya gelir.Evlerde yağ un toplayıp, yazıda (kırda) kömbe(parğaç) yapılır köy halkı da gelip ye ve eğlenip halaylar tutulurdu. Kimi yerlerde de  bu mayıs ayının sonlarında yapılırdı. Çobanların hazırladığı bu kömbede nasiplenmek bir onur ve bereket sayılırdı.

 Berî oluşumu için gün kararlaştırılır. Kesin olmayan bu gün kararı, evdeki yetişkinlerin onayı alındıktan sonra, herkese duyurulur. O günden itibaren hazırlıklara başlanır.

"Berî"nin yapılacağı gün her evin çobanı –(ki bu genelde o evin çocuklarından biridir)- hayvanlarını merada diğer çobanların hayvanlarıyla birleştirir. (Hay­vanlar, birbirlerine alışsın, kavga etme­sinler diye bunu birkaç gün önceden ya­panlar da vardır.) Çobanlar o gün sabah­tan öğlene kadar otlaklarda çeşitli oyunlar ve yarışlar yaparlar. En çok oynanan oyunların başında “Çoreq'", Go-ço':' ve “paşık" oyunları gelirdi. Öğle sıcağının bastırmasıyla sürü toplanır, sulama alanına getirilip sulandıktan sonra "Beri mevkisine”, "Dara Bâriye"nin” altına getirilir. Gölgenin altında hayvanların meğel'i (oturması-dinlenmesi) sağlanırdı.

Sürünün gelme saatini bilen ev halkı hazırladığı yemekleri Beri yerine getirirler, Koyun ve keçiler sağılır, yemekler yenir. Süt helkelerinin etrafına, sevilen muteber hayvanların boynuzuna ve boynuna SARI, KIRMIZI, YEŞİL ipler bağlarlardı. Aynı zamanda çocukların ve çobanların bileklerine de aynı iplerden  bağlarlardı. Ayrıca çoban değneklerine süsleme yapmak ve çobanın boynuna tülbent bağlamak gelenekler arasındaydı. Ninemin bana bağladığı sarı kırmızı yeşil bileklik hala aklımda.  “sağlık bereket ve mutluluk”  olduğunu söylemişti. (Bugün kimi kesimler bunun Kürt sembolü olmadığını bazı kesimerin uydurduğunu söylese de bunu yaşadık.) Genç kızların da aynı şekilde bellerine ve saçlarına renkli ip ve tülbentlerle süslemeler yaparlardı. Bazı kadınlar ise diğer çocukların ve gençlerin bilek ve saçlarına çeşitli kurdele  ve ipler bağlarlardı. Daha sonra halaylar tutulur ve oyunlar oynanır çeşitli yarışlar yapılır. Sürü yayılmaya kaldırılınca duası verilir, Nöbet Çobanı yazıya diğerleri de evlerine dönerlerdi.

Ertesi gün sürü aynı saatte aynı Beri yerinde "meğel"e yatırılır di. Artık eğlence yoktu ama süt sağımı için aynı saatte gelmeyi ihmal etmezlerdi kadınlar. Bu törenler, sonbaharın ortalarına dek devam ederdi. Hayvanlar, yabana götürmekten alı konunca, nöbetleşme so­na erer, ertesi yıl, aynı gün beklenirdi.

Ama artık ertesi yıl olamayacak. Çünkü Berî'yi tarihe gömdük.

Notlar:

(1) Çoreq: Çoreq, çobanların en çok oy­nadıkları oyunların başında gelir. Genellikle Beri oluşmadan, her evin çobanlan bir araya gelerek oynadıkları bir oyundur.

Ço=değnek. req=oyunda vuruş sırasında çıkan ses (req'ten dolayı ek almıştır. Her ne kadar "req", bazı bölgelerde kaplumbağa, req=kuru, req=susuz yer, req=sert toprak anlamlarına da gelse, buradaki anlamı sade­ce ses anlamındadır. Tıpkı çıtpıt gibi.)

Çoreq oyununun kuralları ise şöyledir: Ebe seçilir. Ebe değneğini 5-6 metre ilerde atış çizgisine paralel olarak yere indirir.(Bazı yerlerde ebe değneği dikey olarak da dikilirdi). Di­ğer oyuncular cirit şeklinde değneğe vurup, değneği çizgiden uzaklaştırmaya çalışırlar. Ebe, yerinden oynayan değneği alıp yerine koymaya çalışır. Yerine koyma zamanı için­de atıcılar kendi sopalarını alıp bir an önce kale çizgisinin arkasına ulaşmaya çalışırlar. Kişi (ebe), değneğini belirlenen çizgiye yerleştirmeden, herhangi bir oyuncuyu ko­valama ve yakalama hakkını kazanamaz. Atıcılardan herhangi biri. değneğini attıktan sonra alıp gelme işini bütün oyuncuların atı­şı bitirme süresi içerisinde alıp getirme zo­rundadır. Getiremezse zorunlu olarak ebe olur. Oyun, değişik yörelerde, farklı küçük kurallar konsa da, ana teması korunarak bu şekilde oyna maktadır.

(2) Go-ço: Go=top, ço=değnek (sopa). Bez-bol oyununun ta kendisi. Bu oyunu ge­nellikle Karakocan (Dep) bölgesinde oynarlardı. Oyunu ilk defa orada görmüştüm. Topa=Go, küçük toplara da "Gok" dendiğini de yine o bölgede öğrendim. Karakoçan'ın (Dep) Xormek ve Deştê-Aşan köylerinde yoğun olarak oynanırdı. Oyun topu, bezden dikilmiş, içi sıkıştırılmış keçi kılı ile doluydu. Daha sonraları keçi kılının yaylanmaya yardımcı olduğu için kullanıldığının kanısı­na vardım. Oyun kural olarak bugünkü Bez-bol kurallarının aynısını içermektedir, diye­bilirim. Dedemin anlatımına göre, bu oyunu eskiden Ermeniler çok oynarmış.

Go, yuvarlak top anlamındadır. Ga'nın (Öküzün) vücut yapısının yuvarlak olması nedeni ile ses benzeşmesi dikkate değer bir özelliktir. Gılover=yusyuvarlak, demektir. Go sesinin Xo sesine dönüşümüyle Xonçe=yuvarlak ekmek tahtası, yer masası oluş­turulmuştur. "Xonçey Haq", Hak'kın sofrası­nın ve Hak'kın evreninin yuvarlığıyla özdeş­tir. Aynı zamanda "Gol" (Göl), "Gola Xızir" (Hızır Gölü), gölün yuvarlaklığını vurgula­yan kutsal terimlerin arasında yer alır.

(3) Paşık: Paş=arka, ık=sınır, dikili taş, bekleme noktası, sabit yer'dir.Ayrıca Paş=arka, Şık=belli anlamı ile belli yere taş ve sınır koyma anlamı.

Bu oyun yassı ve yuvarlak taş ile oyna­nır. "Çoreq" oyununun kuralları, bu oyunun kurallarıyla benzerdir. Sadece Çoreq oyu­nunda bulunan ebe'nin yerine bu oyunda yu­varlak bir taş vardır. Çizginin (xet) arkasın­daki oyuncuların elinde iki el büyüklüğün­deki yassı taş vardır. Oyun, aynı kurallarla oynanır.

Bizim geleneklerimiz bizimdir başkalarının kültür hırsızlığına Müsaade etmeyelim.

Seyfi MUXÛNDî

Ekleme Tarihi: 28.01.2008 / Gomanweb