YASAKLI COĞRAFYADA ÇOCUK OLMAK-7- SÜLEYMAN DOĞAN DEV - GENÇ Şekilcilik demiştik. Şekilciliğin siyasal yansımaları konusuna değinmeden geçemeyeceğim. Günümüzde nasıl ki belirli yerlerde bunlar Kürt’tür diye linç girişimleri oluyorsa, o dönemlerde de bunlar ’’KOMÜNİST’’ diyerek linç ediyorlardı. Veya ’’KIZILBAŞ’’ diye katliamlar ve katletmeler oluyordu. Zaten bu bir gelenek, hatta kültür haline gelmiş.
’’ben Ayeti kürsüyü okusam olur mu?’’ der. Otobüs gaspçısı
”tamam” der ve aşağıdaki arkadaşına şöyle seslenir:
Bu kültür ve mantığın dayanağı var. Bu da 15 asır ötenden beri gelmekte. Demek oluyor ki dünya değişedursun bizde bir ilerleme olmamış. Burada da yapılan şeyler yine şeklen olan şeyler. Bakın insanları ve hayvanları biri birinden ayıran bir faktör var. Buna düşünce deniyor. Hayvanlar içgüdüleriyle hareket eder. İnsanlar düşünerek hareket eder. O zaman İnsanoğlunun bir takım içten gelen duygularını gemlemesi ve bunları ayarlaması gerekmez mi? Bir düzene sokması, bir sıraya sokması gerekmez mi? Yani iç dürtülerini, düşünce ve aklı devreye sokarak terbiye etmesi gerekmez mi? Eğer, simdi yanı başımızda yaşayan, kendisine ‘’insanım’’ diye tanımlayan canlı varlıklar bir bayanın şekli şemaline bakarak ve iç dürtüleriyle hareket ederek saldırıya geçiyorsa veya hiç bir şey yapmasa çamur atar v.s. Buna insan denile bilinir mi? Bence Hayvan da demeyelim çünkü hayvana hakaret olur. Bu toplumun böyle ucube bir hal alması iki temel nedenden kaynaklanır: YASAK ve GÜNAH Sözcüğü! Bunların dayanağı da yukarda bahsettiğim inanç ve kültürden kaynaklıdır. Yıllardır bu anlayış halka doğru, namuslu bir anlayış diye benimsetilmiş. Burada NAMUS kavramını BEYINDEN çıkararak bacak arasına havale etmiş. Bakın Avrupa’da son seçimlerde ırkçıların cadde ve sokaklara astıkları pankarta, şu yazıyordu:YETER ALİ BENİ TACİZ ETME, ÜLKENE DÖN! Pankartın üstünde sarışın genç bir kız resmi, kız ileriye doğru yürüyor. Kafayı geriye çevirmiş laf atan Ali’ye söylüyor. Varın biraz düşünün! Hikâyemizi unutmadık, şimdi devam edelim: Etrafımızda bazı gençlerin solcu, komünist oldukları için tutuklandığını duymaya başladık. Bunların Başında MILE Reşat’in oğlu Şefik Aydın geliyor. Şefik abi, Adana Ticari İlimlerde okuyor. Fakat ben Sefik Abiyi daha tanımıyorum. Belki de görmüşüm fakat nerden bileyim komünist olduğunu..! Bu arada bir kaç kişi de Kürtçülükten içeri alınmış. Osman abi, M. Zeki, Niyazi hoca, bunları duyup duruyoruz. Bir de İsabey’li Şükrü Gedik vardı, Talat Aydemir olayında ordudan atılmıştı(İstanbul’da gözaltında yapılan işkencede katledildi). Bir taraftan da artık sol örgütlerin Dersim’i üs seçtiği, biri biriyle yarıştığı dönem başlıyor. Her gün Sıkı Yönetim Komutanlığı radyodan bildiri yayınlıyordu. 12 Mart askeri müdahalesinin üstünden bir ay geçmişti ki Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan Yusuf Aslan, Mahir Çayan’la başlayan arananlar listesi uzadıkça uzuyordu. Bu Listenin içinde Karakoçanlı olanların isimleri de okunuyordu. Bunlardan biri, daha önce bahsettiğim Şefik Abi. Olay şöyle gelişiyor: Jandarma evi sarıyor, kapı çalınıyor. Kapıyı açan Şefik Abi, karşısında asker! Sefik Abi, ’’kimi aramıştınız?’’ diye sorar Jandarma, ’’Sefik Aydın’ı arıyoruz’’ Sefik Abi, ’’niçin arıyorsunuz? ‘’ Jandarma, ’’Öğretmen Okulunda okuyan kardeşi telefon etti. Kendisiyle görüşmek istiyor’’ der. Şefik abi, ’’Şefik çarşıya gitti, birazdan eve döner, ben kedisine söylerim, karakola gelir’’ der. (O zaman resmi dairelerde, posta hanede ve geceleri sadece karakolda kollu-manyetörlü telefon vardı. Santralcı kolu çevirip ‘’ALO !’’ dediği zaman tüm Karakoçan duyardı) Jandarmalar tekrar karakola döner. Şefik abi hemen evi terk eder. O gece başka yerde kalır. Fakat sabahleyin kendisine haber gelir, tüm aile bireylerini karakola götürüp gözaltına almışlar. Şefik abi kendisi karakola giderek teslim olmak zorunda kalır. Bir önceki yazımda DEV-GENÇ’le ilgili bir olay anlatmıştım. Bakin ne tesadüf ki aynı şey bu karakolda da geçiyor. Sefik abiyi nezarete alırlar ve aile bireylerinin hepsini serbest bırakırlar. Geçen akşam evinin kapısını çalan asker durumu görünce şaşkınlığını gizlemez ve Şefik abiye şöyle der: ‘’ Ben dün akşam seni görünce sen olduğunu tahmin etmedim’’ Şefik Abi, ’’Neden tahmin etmediniz?’’ diye sorar. Asker, ’’ Karşıma DEV gibi bir adam çıkmasını bekliyordum. Karşıma ufak tefek biri çıkınca seni senden sordum. Sen ne biçim DEV-GENÇ’sin? Benim bildiğim DEV- GENÇ, dev gibi adam olur’’ der. Artık eylemler de başlıyor. İbrahim Kaypakkaya’ların yaptığı eylemle iyice kendini gösteriyor. 1972 aralık olması lazım Karakoçan Karakolu bombalanıyor, Moxundu Karakolu ve bir karakol daha bombalanıyor. Pratik eylemlerin başladığı dönem. Karakoçan Karakolu bombalandıktan sonra. Kaypakkayalar yaya olarak Dersim’e doğru yol alırken kar ve soğuk nedeniyle üşüyorlar. İzlerini kaybetmek için OXÎ deresini de kullanıyorlar. Yorgun düşüyorlar ve DAL ‘da ELOYÊ GURAN’IN Ahırına sığınıyorlar. Biraz ısınıp soluklanmak istemişler.. Oradan da Paş’a doğru yol alıyorlar. Sabahleyin asker iz takibiyle DAL’a varıyor. Gece burada konakladıklarını tespit ediyor. Ahirin sahibini sorup. ELOYÊ GURAN’I ( Ali amca) tutukluyorlar. Ali amcayı uzun bir süre müthiş işkenceden geçiriyorlar. Ali amca uzun boylu pala bıyıklı karizmatik ve aslan gibi bir adamdı. Ali Amcanın işkencede o güzelim gür ve de pos bıyıklarını yoluyorlar. Çıktıktan sonra uzun bir müddet günlerini yatakta geçirdi. Herkes ziyaretine ve geçmiş olsuna gidiyordu. İyi hatırlıyorum. Aynı zamanda bizim orda halktan ilk işkence gören oydu. ELOY GÖRANIN böyle bir unvanı var. Sanırsam vefat etmiş. O’nu rahmet ve saygıyla anıyorum. Bu arada biz öğrencilerde de bir örgütlenme başladı. Bu ilk Karakoçan Kültür Derneğiyle başladı. Çarşıdan XAN Çeşmesine giderken sağ tarafta bir yer tutuldu, oraya dernek açtık. Riçikli Avdo’nun Kıraathanesinin olduğu sokakta. Artık Karakoçan’de siyasi örgütlerin sempatizanları var. ÖZGÜRLÜK YOLU, TİKKO , DEV-GENÇ, DDKO, THKO, DDKO’nun önemli insanları vardı. Artik gençler yarış halinde biraz modaya ayak uydurmak, bir heves içinde her kes bir örgütünün olması peşinde. Yalnız bizim dernek hemen faaliyete sokuldu. Seminerler verilmeye başlandı. Seminere gidiyorsun; koltuğunun altında bir sürü kitap olan herhangi bir ciddi Abi geliyor. En başa oturuyor, o gün belirlenen konu neyse o konuyla ilgili uzunca bir konuşma yapıyor. Nerdeyse unutuyordum. Hangi gün hangi konuda seminer varsa, ilan köşesine yazılıyordu ki öbür ciddi abiler de hazırlansın ve tartışılsın diye. Fakat Ciddi Abiyi anlayabilmek ne mümkün! Öyle terimler kullanıyor ki, ömrühayatında duymamışsın. Yani anlayacağın Fransız kalıyorsun. Bir müddet sonra uykun geliyor. Oportünizm, sosyal emperyalizm, sosyal faşist, üç dünya teorisi, Artı Değer, üretim ilişkileri, üretim biçimi, burjuva çarkı v.s. Hiç ama hiç bir şey anlamanın mümkünati yok . Ama devrimcisin, of "PIF AZMAN DIKE" . Bir taraftan da herkes bir örgüt buluyor, en azından öyle görünüyor. onun havası içinde . Sana hava atıyor, ’’senin bir örgütün bile yok, sen de adam mısın’’ misali nispet yapıyor. Bunların çoğu da sözde bir örgüte mensuplar. Fakat örgütünün açılımını bile öğrenmemişler. Kısaltılmış şekliyle ismini ezberlemişler o kadar. Sanki çok aceleleri var! Biraz da aşirete göre örgütleme vardı. Birisi bir örgütteyse öbür akrabalar da o bilmedikleri, anlamadıkları örgütten oluyorlar. Tam bir feodal anlayış. Siyasal literatüre ’’devrimci feodalizm’’ kavramını koymamakla haksızlık yapmışlar asında! O dönemde Paşlıları örnek vere biliriz. Yani yalnız Paşlılarda değil, genellikle böyle oluyordu. Paşlılar daha çok kalabalık oldukları için göze çarpıyorlardı. Ali Haydar’ın da etkisi büyük. İbrahim’in etkisi büyük. Zaten bunlar önemli insanlar. Anlayacağınız böyle bir örgütleme biçimi vardı. Tabi kimileri gerçekten okuyarak araştırarak kendi düşüncelerine yakın siyasi bir çevre bulurdu. Fakat kimileri de örgütünün açılımını bile öğrenmeden kulaktan dolma şeylerle tembelce, bir devrimciye yakışmayacak şekilde devam ediyordu. Günümüzden de rastlamak mümkün. Artık Komünistler Karakoçan’a da gelmişler. Türkiye’de ABD’nin kurduğu Komünizimle Mücadele Derneklerin hadi hesabi yok. Her sabah komünizm geliyor yaygarası!. Kominizim ’’anasını, bacısını tanımayan’’ şeklinde tanımlanıyor. Dikkat edilirse KIZILBAŞ’ lar için de aynı tanım yapılmış. KIZIL KOMÜNİST ve yine KIZIL-BAŞ’la çağrıştırılıyor. Aynı mantık karşımızda! Seminerlerimizin halktan iki de müdavimi vardı. Bunlar genç değil fakat yürekleri genç. Bu Muhterem insanlar. Mazlum ve Delil’in Annesi ve babası; Sayın KEBİRE ile KAZIM DOĞAN. Seminerlerimize katılırlardı. Kazım Amcamla yan yana geldiğimizde. Hemen peş peşe boğazını temizler ‘’oho oho..’ der ve omzunu da bir kaç kere havaya peş,peşe kaldırarak bize takılırdı. Önce o gün yapılan seminerin bir kritiğini yapardı. Ör. ’’Başta konuşan çok güzel konuştu; acaba o kimdi? Tekrar başlardı ’’Son kalkıp konuşan da fena değildi, O kimdi? Hangi örgütteydi?’’ Tabi fazla örgüt ismi geçince, doğal olarak onun da kafası karışıyordu. Bu sefer şakaya vuruyordu , ’’Ben de bir örgüt kuracağım’’ diye takılıyordu. Sorardım, ’’senin Örgütün ismi ne?’’ ’’ Bir sürü halkın örgütü var. Benimkisi de HALKIN GÖZÜ veya HALKIN KULAĞI da olabilir. Daha kesin karar veremedim’’derdi, biz de gülerdik. Aslında APÊ KAZO espriyle de olsa bize bir mesaj veriyordu o dönemde... Bu sefer de millet biri birini Komünist diye itham ediyorlardı ve de şikâyet ediyorlardı. Biri kalkıp ’’bu Komünisttir’’ dedi mi yandın! Karakolu, hapsi boylarsın. Tam da böyle bir olay cereyan etti Karakoçan’da. Bu talihsiz süreci de 8.bölümde anlatmaya çalışacağım.
Yasaklı Coğrafyada Çocuk Olmak devam edecek. Süleyman DOĞAN.
11.04.2009 / Gomanweb |