|
DİL AİLESİNİN ÜVEY EVLADI: KÜRTÇE
Coşikli Ulaş Boz
İnsanlarımız anadillerini fazla konuşmuyorlar. Yoğun olarak Türkçe konuşuyorlar batıda. Sebepleri var tabii. Eğitimsiz oluşumuz (biraz paradoksal bir durum arz etse de), dil bilincinden kopukluğumuz, komplekslerimiz vs. bizi Kürtçeden koparıyor, Türkçeye itiyor. Daha çok Türkçe konuşuyoruz.
Kürtler neden bu kadar yoğun Türkçe konuşuyor? Türkçeyi Kürtçeye tercih etmelerinin sebebi ne? Ben bu yazıyı niye Kürtçe değil de Türkçe yazıyorum?
Hem düzenin (siz buna ister TC deyin, ister devlet deyin, ister faşistler deyin) zulmünden bahsedeceğiz, hem de düzen sahiplerinin “diliylen” konuşacağız. Hem bu devlete kızıp duracağız, hem de kendi aramızda bile devletin diliyle (Türkçe) konuşacağız.
Kurbanın celladına aşık olması değil mi bu?
Hadi okulda, mahkemede, karakolda, askerde devletin huzurundasınız ve Türkçeye mecbursunuz . İyi güzel… Anladık… Peki ısrarla evinizde, odanızda, düğününüzde derneğinizde, kendi aranızda neden hep Türkçe?
Asla yanlış anlaşılmasın, ucuz milliyetçilikle, mide bulandırıcı bağnazlıkla bunları yazmıyorum. Buradan puan toplamak, bravo duymak değil amacım.
Türkçeyi de öğreneceğiz, Türkçeyi de konuşacağız. Hem de en güzel şekilde Türkçeyi yazıp konuşacağız. Konuştuğumuz veya yazdığımız dil ne olursa olsun o dili en güzel şekilde konuşacağız, en güzel şekilde yazacağız. İster Türkçe, ister İngilizce, isterse de Almanca olsun, hangi dili konuşuyorsak, hangi
dilden yazıyorsak yazalım… Bu ayrı konu. Türkçeye ve Türk’e karşı bir antipatim olamaz. Zorla Kürde dayatılmasını saymazsak!
Benim derdim Kürdün Kürtçeyle olan meselesidir. Kürdün Kürtçeyi boş vermesidir.
Elbette Türkiye’nin kuruluşundan bu yana Kürde ve Kürtçeye karşı olan tutumunu da göz ardı etmeden.
Çevremde gördüğüm Kürtlerin Kürtçe konuş(a)mamasının, Kürtçeyi çocuklarına öğret(e)memesinin çeşitli sebepleri var. Şöyle düşünüyor Kürt:
1- Okulda: “Çocuğum okula gittiğinde Türkçeyi öğrenmede zorlanır. Kürtçeden Türkçeye geçiş zor oluyor. Biz çocukluğumuzda bunun zorluklarını az mı çektik? Ikına sıkıla çıkıyordu kelimeler boğazımızdan. 5 yıllık büyük bir cebelleşmenin sonunda zar zor öğrenebildik kırık dökük bir Türkçeyi. Biz o
sıkıntıları çektik bari çocuklarımız çekmesin, rahat konuşabilsinler Türkçeyi. Okula başladıklarında zorlanmasınlar.”
2- İşte: “Zaten ne işimize yarayacak ki Kürtçe? Yasak her yerde! Çocuk Kürtçe öğreneceğine gitsin İngilizce öğrensin, bari ilerde rahat iş bulur. Kürtçeyi nerde kullanacak ki? Kürtçeyle Hakim mi olacak, Doktor mu, Avukat
mı? Hiçbir şey! ”
Yukarıdaki akıl yürütme biçimi, devletin Kürde dayattığı hayatın “doğal” sonucudur. İnsanımızın böyle düşünüyor olması çelişkili değil kendi mantığı içinde tutarlıdır belki.
Günlük hayata bakınca peki durum nedir? Küçük çocuklara Kürtçe öğretilmemesinin sebepleri bu şekilde izah edilmektedir. Peki yetişkinlerin Türkçeyi Kürtçeye tercih etmelerini nasıl izah etmeli?
Daha düne kadar Kürtçe konuşan insanların bugün ısrarla Türkçe konuşma isteklerinin de sebepleri var. Kanımca bunları psikolojik ve politik sebeplere bağlamak mümkündür.
Kürt, Türkçe konuşur; çünkü Öğretmen Türkçe konuşmaktadır, avukat Türkçe konuşmaktadır, doktor Türkçe konuşmaktadır. Nerde eğitimli bir insan varsa, nerde ilim irfan sahibi insan gördüyse hepsi Türkçe konuşmaktadır.
Her Kürt, daha ilkokul sıralarında Türkçe konuşan öğretmeninin, anne ve babasından “daha medeni” olduğunu, giyim kuşamının daha modern olduğunu, Türkçe konuşan öğretmeninin her halinden, evdeki anne babasından kat kat “ileriyi” ifade ettiğini düşünmektedir. Bu, bilinçaltına yerleşen Türkçenin Kürtçeye
üstünlüğün resmidir aynı zamanda.
Bir Kürt’ün taaa ilkokulda, çocukluğunda bilinçaltına depoladığı izlenim şudur:
Türkçe demek, kravatlı öğretmen demektir; Kürtçe ise bağda-bahçedeki şalvarlı baba.
Türkçe demek, beyaz önlüklü doktor demektir; Kürtçe ise başında fesiyle nene.
Türkçe demek, fiyakalı cüppesiyle avukat demek- hakim demek; Kürtçe ise öküzüyle çift süren tarladaki adam…
Evet, ne yazık ki bu böyle devam eder…
Türkçe Mustafa Öğretmeni, Kürtçe Ape Mıste’yi temsil etmektedir.
Türkçe “okumuşu” Kürtçe “cahili”
Türkçe, “bir baltaya sap olmuşu” Kürtçe, “hiçbir şey olamamışı”
Türkçe “şehirliyi” Kürtçe “dağlıyı”
Türkçe “uygarlığı” Kürtçe “geri kalmışlığı” ifade eder.
Evet, ne yazık ki Kürdün belleğinde Kürtçe, bu anlamlarla kendine yer bulmaktadır. Küçücük yaştaki çocuk da, yetişkin de bilincine bu şekilde kodlamaktadır bu dilin hüviyetini…
Utanır Kürtlüğünden, utanır Kürtçe konuşmaktan… Böyle yetiştirildik ne yazık ki biz… Böyle bellettiler bu halkı ve bu dili bize!
Sokaktaki ortalama bir Türk zaten böyle düşünür.
Batıda Kürtçe konuşana beyaz Türk “Kıro” der.
Velhasıl tüm bu olumsuz anlamlarla yüklü bu dil, bu “bahtsız” halk tarafından “kendi aralarında” bile pek konuşulmaz oldu.
Tüm bu düşünceler O’nu dilinden uzaklaştırır oldu. Ne ki, kendisine “uygar” densin “geri kalmış” denmesin. Türkçe konuşur ki, kendisine “okumuş” densinler “cahil” değil. İster ki kendisine “dağlı” değil, “şehirli” desinler. Türkçe konuşur ki “terörist” demesinler, “zararsız Kürt” desinler. Kürtçeyle
arasına mesafe koyar ki “iş” bulsun, “bir baltaya sap olabilsin” “hiçbir şey olamamış” demesinler. Kürtçe değil Türkçe konuşur ki, “entelektüel” görünsün “kıro” değil.
Ve tüm bu sebepler bir araya gelince ha bire büyüyor Kürdün kompleksleri!
Ve bu halk, kendi diline üvey evlat muamelesi yapıyor artık. “Yapmasın da ne yapsın?” diyeniniz çıkarsa söyleyecek laf bulmakta zorlanırım doğrusu. “Büyük şehirlere göç ettirilmiş, tıka basa kentlerin varoşlarına doluşmuş bu insanlar ne yapsınlar? Eskiden memleketinde rahat rahat konuşurdu kimse bir şey
diyemezdi, ama şimdi Türkçeye mecbur bu topraklarda Türkçe konuşmayıpta ne yapsın?” diyenleri duyar gibiyim.
Bir diğer gerçek de dini, siyasi veya felsefi bir konuda konuşurken-tartışırken Kürtçemizin yetersizliği… Hemen direksiyonu Türkçeye kırarız. Kürtçemizin yetersizliği derken, “bildiğimiz Kürtçenin” yetersizliğinden bahsediyorum. Kürtçe de Türkçe gibi eğitim dili olsaydı elbette böyle olmayacaktı.
Konuştuğumuz Kürtçe “daha öğrenemediğimiz-öğretemediğimiz” Kürtçenin yanında devede kulak kalır, farkındayım. Sebebiyse, malum, Kürtçenin yasaklanması, eğitim kurumlarında öğretilmemesi, yazılı belleğin zayıflatılmış olması. Bu da Kürtçenin zayıflamasına neden olmaktadır. Günlük konuşmalarımızda meramımızı anlatmayacak duruma geldik
böylece.
Devletin Kürde ve Kürtçeye yaklaşımını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, herkes biliyor artık. Bir önceki yazıda yediğimiz dayakla Kürtçenin kaderini anlatmaya çalışmıştım. Tekrara gerek yok.
Devlet dairesinde, resmi kurumlarda oldum olası Türkçe zorunlu olmuş. Avrupa Birliğinin dayatmasıyla daha yeni yeni sorgulanıyor devletin bu yaklaşımı. Kafalarda ampuller daha yeni yeni yanıyor. Her şeyin sorgulandığı bir sürece giriyoruz. Bir şeyler değişecektir.
Belki gün gelir ; siyasi, felsefi, dini konuların Kürtçe de konuşulduğu bir Türkiye’ye de şahitlik ederiz. Kim bilir!
Yukarda saydığım gerekçelerle Kürdümüz’ün Türkçe konuşmasını anlamaya, izah etmeye çalışsam da yine de, en azından evlerinde, kendi aralarında Kürtçe konuşmamalarını bir türlü kabullenemiyorum.
Yok olup gitsin mi anamızın-babamızın konuştuğu dil?
Bunu mu istiyoruz, bu kadar mı utanıyoruz kimliğimizden?
Devletin yapmak istediği çorbada bir kaşık da “bizim” tuzumuz mu olsun diyorsunuz?
01.12.2008 / Gomanweb |