EVRENSEL ALİ
HANGİ ALİ HANGİ ALEVİLİK?
Seyfi Muxundi
Aleviler Arap Ali’ye uymadılar ama,
Arap Ali’yi kendine uyarladılar. Yani
Biz Arap Ali’den bir şey almadık
ama, ona çok şey kazandırdık.
Ali kavramı son dönemlerde kafalarda büyük bir kafa karışıklığı haline geldi. Son dönemlerde diyeceğim çünkü daha önceleri bilgi iletişimi bu kadar yaygın olmadığı için Ali kavramı ve Ali portresi ya da Ali biyografisi toplumsal yaşam içinde kendine has bir tarzda şekillenmiş ve kendine has
netleşmişti.
Aleviler kendi inançları doğrultusunda yarattığı bir Alevilik vardı. Bu Ali gerek fiziki gerek düşünce gerek inanç gerekse de yaşantı şekli ile kendine has bir evrensellik taşıyordu. Alevilerin bu Ali inancını Simurg kuşuna benzer. Simurg kuşunu(Aliyi) arayan kuşlar (Aleviler) Uzun bir uğraştan
sonra vardıkları yerde hayallerinde yarattıkları Simurgu (Ali) bulamazlar. Simurg’un kendileri oldukları (Bu inancın kendisi bir Ali’dir.) olduklarını görürler. Aleviler son dönemde gerçek Ali kimliği ile tanışınca bir yoğun kafa karışıklığı yaşamaya başladılar. Çünkü yüzlerce yıldan beri inançlardan yarattıkları Ali gitmiş, farklı bir Ali ile
karşılaşmışlar. Bu nedenle Alevilerin son dönemlerde tanıştıkları Ali eski yeni Ali’dir diyebiliriz.
Peki, bu durumda Ali’yi mi red edeceğiz? Yoksa bu yeni öğrendiğimiz Ali’nin özelliğini mi kabul edeceğiz? Yoksa Binlerce yıldan beri yarattığımız ve yaşattığımız Ali’yi mi yaşatmaya ve kabullenmeye devamı edeceğiz. Bu temelde yeni Ali kabulü ya da gerçek yaşamdaki Ali’yi kabullenmek demek
Binlerce yıldan beri yaratılan Ali kültünün üstüne kalem çekmek demektir. Bu nedenle dolayı yaşamımızda şekillendirdiğimiz Ali öğretisinin batini açılımlarını sergilemek gerek. Yoksa son dönemlerde yerine konulmaya çalışılan Arap Ali, Kürt Ali yada Türk Ali üçlemi Arasında Ali Kültünü yok ederiz. Yok etmemek için Ali adına binlerce yıldan beri
seyitlerin Pir ve taliplerin sözlü olarak taşıyıp getirdiği Ali kültünü kaleme dökmekten yarar var.
Şu en başta esas alınması gereken bir olgudur. Alevilerin kendi yaşamında var olduğuna inandığı Ali modelini çok iyi öğrenmeli ve bu temelde gerçek Ali ile ondan sonra karşılaştırıp yargılamalı veya kabullenmelidirler. 500–600 yılarında yaşamış olan Ali ile yaşamımızdaki Ali’yi karşılaştırdıktan
sonra yapmamız gereken tavrı ondan sonra sergilemekte yarar var. Bugün gerek Alevi, Yarsani; ya da Nusayrilerin inandığı Ali kültündeki inançları iyi analiz etmekten yarar var.
Tüm bu karşılaştırmalarda yukarıda da değindiğim gibi üç ayrı yargı ile baş başa kalabiliriz.
1-“Yaşamımızda ve inancımızda var olduğuna inandığımız Ali, bize ait Ali’dir. Pirlerin yılardır anlattığı gibidir. Ona yeni bir gömlek biçmeye gerek yok. Ona yeni vasıflar yüklemeyi kabullenemeyiz. Binlerce yıldan beri var olan özellikleri ile kabullenip devam edeceğiz.”dersiniz.
2-“Arabistan’da yaşamış ama bugün bazı Alevi geçinen şii kalemci çevreler sunilik temelinde bazı inanç ve özellikleri Ali’ye yüklemeye çalışıyorlar. Bu yüklemeleri de kabul ederiz” der ve “inancı bu temelde devam ederiz” dersiniz.
3- Bir üçüncüsü ise “Bugüne kadar Ali ile ilgili anlatılanların dedelerin yada pirlerin kendi kafalarında uydurduğu efsanelerdir. Gerçek Ali Kaynaklardaki Ali’dir. Ali sevgisinden dolayı eski hurafeleri terk edip Arabistan’da yaşayan Ali gibi bir inanç yaşamı sürdüreceğim” der ve sil baştan bir
Ali inancı başlatırsınız.
Yaşamımızda Ali ile Gerçek Ali arasındaki karşılaştırma yapıldığı zaman bir çok temel farklarla karşı karşıyayız. Bizim Ali’miz uzun boylu, baba yiğit, saçını sakalını kesmemiş ona asla bıçak vurmamış, doğmamış, ölmemiş, ramazan orucu tutmamış, namaz kılmamış, konuşan kuran ve kabesi insandır.
Oysa gerçek Ali kısa boylu, kısa kara sakallı, beş vakit namazını kaçırmayan, ramazan orucu tutan ama yine de Emeviler’ce haksızlığa uğrayan… Ali. Bu nedenle ya binlerce yıldan inandığınız Ali’ye ya da gerçek yaşamdaki Aliye inanıp inanç sürdüreceksiniz. Yada öteki. Artık herkes araştırma yapabiliyor. Bugün her insan istediği konuda istediği
kaynağa rahatlıkla ulaşabiliyor. Birileri çıkıp da “Kardeşim seyitler bizi kandırmış. Baksanıza bugüne kadar anlatılan Ali ile gerçek Ali arasında fark var. Ben gerçek Ali’nin yoluna döneceğim” derse ne dersiniz. Aliye olan bağlılığımız ve vazgeçilmezliğimizden dolayı şu tavrı da sergileriz. “Ali bizim yaşamımızdaki şekli ile devam edeceğiz.
İster Ali, Eli, Oli.. ne olursa olsun, bizim inancımızda oluşumu ile inanıp korumaya devam edeceğim.” der.
Şimdi yaşamımızda inandığımız Ali ile kaynaklardaki Ali’yi karşılaştıralım. İşin en garip tarafı ise Alevi inancındaki Ali’yi yumuşak bir geçişle suniliğe doğru götürenler ise Bektaşi öğretileri olmuştur.
Ama ne yazıktır ki bugün gerek internet sitelerinde olsun gerek dergi ve kitaplarda olsun karşılaştığımız bir üzücü durum var. Temelde Ali veya Oli redi. Bu reddin temelin de ise farklı bir Ali oluşuyor. Nedir bu Milliyetçi bir Ali (Kürt Ali, Türk Ali veya Arap Ali) yaratılma çabaları. Bu Alinin
evrensel ve inançtaki güzel tarafını silip kısır ve dar Milliyetçi Alevilik yaratmakta ya da körüklemektedir.
Yazılarda genellikle “bizde hurafelere ve efsanelere yer yok bunları ayıklamalıyız.” deyip birçok inancın reddine gidilmektedir. Olaya bu çerçevede baktığımız zaman (ki bu materyalist bir bakış tarzıdır.) din kavramını temelde red etmek zorundayız. Çünkü bütün dinler olağanüstü efsaneler üzerinde
inşa edilmiştir. Bu efsaneler süreç içinde şekiller kazandırılmış ibadet şekli haline getirilmiştir. Ya da olayın kahramanlarına çeşitli misyonlar yüklenmiştir.
Bir örnek verecek olursak “Bizim inancımızda Ali değil Oli, Eli var” deyip Ali kavramı red etmek bir yanılgıdır. Önemli olan buradaki kimlik adı değil ibadetteki ona yüklenen külttür. İsminin ne olduğu hiç önemli değil. Hz Ali den önce Ali ismine Arabistan’da rastlamıyoruz. Ali’den sonra
bu isim yaygınlaşıyor. Oysa çok daha önceleri gerek Sümerlerde gerek Hattiler’de, Hatiniler’de Urartu, Hititlere’de… Baba ve Ali ismine ve Eli, Alu, Oli… eklerine gerek krallarda gerek tanrılarda sık rastlamak mümkün. Ya da Onu Orta Asya kültürüne baktığımızda Ali ya da Baba ismine rastlamıyoruz. Alevi Türkleri bu kavramlara Anadolu’ya
yerleştikten sonra kullanıyorlar. Sık sık dilimiz üzerinde eksik etmediğimiz şah kelimesi Fars dünyasında kullanılan bir sözcük olsa da; çok daha önceleri ışık, şimşek, tanrısı olarak Şamaş ve Teşup’ta karşılaşıyoruz.
12 hizmet olarak adlandırılan hizmetlerin ancak beş ya da altısı uygulanmaktadır. Bunun böyle uygulandığını da hemen herkes bilir. Alevilikte asıl dört kapı yerine de sadece tek kapı vardır. “Rea Haq” kapısı. Post yoktur “Haq Döşeği” vardır. 12 sayısı Sümer, Çin takvimi, Maya; Aztek…
Ezoterizm’e kadar hemen her yerde rastlamaktayız. Şimdi tutup bunu başka inançlarda var diye red mi edeceğiz.
Hızır Arap çöllerindeki kuru toprağın çaresi olarak yeşerten ve su bulan olarak tasarlanırken, Dersim’de Lokma dağıtan sellerde su baskınlarında su geçmezliğine karşı bir sal ustası el uzatan yardım eden bir el ya da az tarım alanına sahip olan çiftçi için bir bolluk ve bereket tanrısı olarak
tasarlanmaktadır. Şimdi diğer dinlerde ve toplumlarda da var diye Hızır’ı red mi edeceğiz. Veya Arabistan’daki misyonu farklı diye kendi inancımızdaki Hızır’ı kaldırıp onu mu yerleştireceğiz. Elbette ki hayır diyeceğiz.
Aleviler içinde cenazesini Mekke’ye çevirmeyen var mı? Şimdi İslam’dan arınmak için yeni bir yön mü tayin edeceğiz. Diyeceksiniz ki Aleviler İslami baskı ve teşhirlerden korktukları için bu uygulamayı sonradan yapmaya başladılar. Olabilir ama yüzlerce yıldır kendi yaşamlarının bir parçası haline
getirdiler. Gerçek olan ise “Ne yana dönerseniz sonunda Allaha dönderileceksiniz” (Kuran) “ Doğusu da batısı da bir.” Bir başka söylem ise Ozan dilinde “Ben sağa dönerim sola çevrildim” (Ahmet Dede ) gibi söylemlerden anlaşıldığı gibi hangi yön olsa da fark etmez ama güneye çevirme bir yaşam haline gelmiştir.
Arap toplumunda bizim gibi yaşayan yâda bizim gibi inanan yok mu? Var. Gerçek Ali ile ilgisi olmayan bir Ali yaratmışlar mı? Yaratmışlar. Hataylı Aleviler Arap kökenli birçoğu Yemenden sürgün gelmişler. Yaşam şekli, gelenekleri inançları birçok yönü ile Suni İslamlıktan daha çok bizim inanç ve
yaşamımıza benzemektedir. İslami inancı temelden sarsan bir inançları vardır ki. “Ali Allah’ın ta kendisidir.” Derler. Bunu bizim eski seyitlerimizde söylerlerdi. Bu Ali gerçek Ali’den farklı ortak olan inançtır.
Mardin bölgesinde öğretmenlik yaptığım yıllarda Hıristiyan Süryani Kadim merkezi olan Qalatmara (Eskikale) köyünde üç yıl görev yaptım. Deyrulzafaran Kilisesi bu köyde bulunmaktadır. Kilise eski bir ışık mezhebinin mabedi üzerinde inşa edilmiş. En eski Süryani kilisesi olarak kilisesi olarak
biliniyor. Oradaki mum yada ateş yerinin ve artı ocağın yeri tıpkı bir Alevi ocağı gibi sizin anlayacağınız. Hıristiyan inancının ilk yayıldığı dönem içerisinde ışık tayfasının ibadet yeri olarak bilinir. Bu bölgedeki Hıristiyan topluluğunun yaşam tarzına bakıldığında Alevi yaşam tarzına yakın. Aynı dönem içerisinde Nusaybin’in Gundıkşukro köyü
ise Ezidi (yezidi) topluluğunun yaşadığı bir yer. Oradaki insanların yaşam ve gelenekleri Misafir ağarlamaları tıpkı Dersim toplumu gibiydi. Şimdi bu gelenek ve yaşam tarzı bu topluluklarda var diye terk mi etmemiz gerekir. Ya da bunlar Yezidilere aittir diye sil baştan yeni şeyler mi oluşturalım.
Cemlerde yaktığımız çerağ Yarsanilerde, Zerdüştlerde, Şemsilerde, Ezidiler’de, Hıristiyanlarda… var. Zaten Hıristiyanlar Işık tayfasından geçen bir gelenektir. Çerağı sır etme aynı topluluklarda rastladığımız daha önemli İlk din olan, Mu dininin inanç ritüelidir.
Kuranda ki “Biz onu ilk yarattığımız gibi tekrar üst üste katlayıp dürmesini biliriz.” Ayeti Kıyametin büyük alametini ifade ettiğini söyleyen İslami yazar ve profesörler bunun Ayşntain’in “bing-bang” teorisi olduğunu söylerler. Evrenin sonunda büzülüp çökmesini de bu ayete bağlar ve
yorumlarlar. Oysa bu Mu dininden alınmış bir inançtır. Aleviler bunu cem ile anlatırlar. Cem başlamadan pir çerağı daha sonra meydan çerağı yakmak, cem sırasında evrendeki galaksiler gibi sema dönme, semalarda ağarlama, çarx ve en sonunda çerağın sır edilmesi bunu ifade etmektedir. Şimdi başka dinlerde buna benzer inanç uygulamaları var diye
terk mi etmemiz gerekir?
H. B. Veli’nin Makalat’ı H. Bektaş’tan yaklaşık 200 yıl sonra yazılmış. Mısırdaki bir kütüphanede bulunarak getirilmiş. Üstelik kim tarafında yazıldığı da tartışma ve tereddüt konusu olmuş. Arapça bir dil ile yazılması bir yana namazı öneren bir kitap. Bu Kitap H. B. Veli’nin yazdığına kesin
gözü ile bakılırsa ya H. B. Veli’nin suniliği yada Birileri onun adına bu kitabı ön plana çıkarmasındaki neden tartışılmalı ve teşhir edilmelidir.
Peki ne yapmak lazım?
Son dönemlerde devlet destekli (ki bu Balım Sultan ile başlatıldı.) Sunileştirme oluşuma karşı durmak gerekir. Bunu yaparken de temelde red yapıp da birçok geleneği ve inancı da yok etmemeliyiz. Yaşı 70 üzerindeki insanların yaşadığı Aleviliği kayıt altına alınmadı. Bunların batini (iç öz
anlamlarını) kitlelere açıklamalıyız.
Günlük yaşamdan tutun da ibadet ritüellerine kadar toplumun yaptıklarının İslam’la ilgisi olmadığı vurgulanmalı. Bunu yaparken Türk, Kürt veya Arap toplumu değil Alevi dışı inançların dayatması olduğu açığa çıkarılmalı.
Bazı örnekler verilecek olursa ve en baştan ek alınacak olursa;
1. Yer yok iken gök yok iken Penci ala vardı denirken, bu pencin dört yol ortada mistik yaratıcı
toplamın beş olduğu vurgulanmalı.
2. Tanrı Adem’i yarattıktan sonra ona beş duyu verdi. 6. duyu histir (soyut) bu tanrının kendisi
olduğu. Görücü hissedicinin insan iradesi dışındaki etki olduğu bilmeli. Can gözü açık olanlar için bunun mümkün olacağı anlatılmalı. Tanrı yani 6. hissin temsilcisi ; tahtı nerede diye sorulursa dört yön aşağı ve yukarı toplam altı eder. Altı yönün başlangıç noktası ki bu nokta yedinci yön kendi özüne dönük olduğu için bütün yönleri kendi özünden
taşır. O nokta tanrının yayıldığı noktadır. Sabit yöndür. Hem sıfırdır hem de birdir. Yani ki 7. yöndür. Dünyadaki 7 sayısının kutsallığı da buradan gelir. Zerdüşt’ten tutun Buda’ya kadar. Muhammed’den tutun İsa’ya kadar 7 kat göğü geçip tanrı katına varma(miraç) özelliği buraya dayanmaktadır. Bu bizim inancımızın temelidir. Yani tanrıya makam
değil her yerde olduğunun belirtisidir. Alevilikte tanrıya padişah gibi makam biçmek yoktur. Alevilikte miraç Musahibinin gönlüne gidip orada doksan bin muhabbeti konuşmaktır. Peki Miraç neyin nesi diyeceksiniz. Aleviliğin birinci şartı Musahipliktir. Musahip, musahibin beş duyusunu aştıktan sonra altıncı duyu olan his aşar yedinci makam gönülden
gönül’e (kalpten kalbe) muhabbet eder. Alevilerde miraç budur. Şairin dediği gibi “gönülden gönülle bir yol vardır görülmez” sözü sıradan bir söz değil bu inancın temelinde yükselmiştir. Bir diğer yedi kat makamının yolu ise ki bu biraz batini biraz da zahiridir. 1- Urba. 2- Kıl. 3- Deri. 4-Sinir. 5-Kan. 6- Kemik. 7-Et. Olmak üzere 7 kat (makam
aşılmaktadır. Gönülden gönül’e muhabbet edilmektedir. Cemalin kıble olması da buradan gelmektedir.
3. Vahted’i vücut kavramının İslam’da asla yeri olmadığını bu bir alevi inancı olduğu; Hallac Nesim-i
ve Kaygusuz’un bu konudaki arifleri olduğu açıklanmalı.
4. Alevilerdeki 1(bir) inancı tanrıyı tanımladığı
5. İki kavramın Aleviliğin temeli olduğu a-Tanrı ve içindeki b-Dişil Eril c-Zıtların birliği ve
çelişkisi d- Evren ve evren dışı
6. İkinin özümlenmesi için her Alevinin Musahip tutmadı gerektiği bilinci. Çünkü Alevilerde inancın
birinci şartı bir musahip tutmaktır.
7. Üç kavramının temeli Allah eş olan iki varın olması ve tanrı ile birlikte üç olması. Nedir bu?
1-Allah 2- Zaman 3- Boyut’tur. Üçüne de akıl erdirilmez. 1 Tanrının kendi suretine akıl erdirilmez. (Her ne kadar Alevilikte tanrı insanın sıfatı olarak adlandırılsa da asıl ta kendisi olarak adlandırmak yanlış bir tanımlamadır.) 2- Zamanın başlangıcına ve bitişine asla akıl erdirilmez bunu kestirebilmek ise bire akıl karı değildir. 3-Boyut
kavramına akıl erdirmek yine mümkün değildir siz evrenin son noktasına varırsınız ama evrenden sonra yine bir sonsuz derinlikle (boyut) karşı karşıyasınız. Evrenin son noktasından öteye akıl erdirilmeyecek bir devamlılık vardır. Bu köklü inancı Aleviler nasıl devam ettirmişler? Alevilikteki inanışları İslam’ın içine aktarmışlardır. Katliamlar ve
yok edilmekten kurtulmak içinde inancın asıl aktörlerinin isimlerini değiştirmişlerdir. Tanrıyı kendi yerinde onurlandırdıktan sonra Zamanın temsilcisi olarak Muhammedi yerleştirmiştir. “Ahir zaman peygamberi” demekle zamanın temsilcisi konumunda makam sahipliği ile samanın temsilcisi yapmıştır. “Ali ne yere ne göğe sığar.” Sözü ile aliyi boyutun
temsilcisi yapmıştır. Aleviler İslam öncesinde de bu inanca sahiptiler. Aynı oyun baskılar önceden var olduğu için Hıristiyanlık Alevilerin inançlarını çalarak baba-oğul-kutsal ruh üçlemini yarattı. Alevilerin (ışık tayfasının) bütün kutsal mekan ve ermişlerini kendilerininmiş gibi efsaneler yarattı ve her kutsal mekana bir Hıristiyan Azizi
ekledi. Bu tarz ile Anadolu Evliyalarını Hıristiyanlık içinde eritmeye çalıştı. Bu oyunun başarısını gören İslamcılar aynı oyunu Selçuk ve Osmanlı aracılığıyla oynadı. Dikkat edin Evliyaların bulunduğu yerler genellikle eski yerleşim yerlerinin bulunduğu mekanların çevresinde oluşmaktadır. En yoğun olan yerler Sivas, Yozgat, Erzincan, Dersim,
Maraş, Adıyaman, Ihlara vadisi ve Antalya yöresi olması bir önem arz etmektedir. Kısacası yöreye hakim olan yönetimler. Oradaki inançlara kendi aktörlerinin adlarını verip kendi tabelalarını asmışlardır. Oysa o kült hep var idi.
8. İnancımız içinde bir çok terimler vardır. Bu terimlerle birlikte ibadet şekilleri vardır. Örnek
olarak Arabistan’da Şia vardır. Bunların hepsi 12 imamcı değildir. Üstüne üstlük 12 imam inancı en marjinal inançtır. Zeydi’ler (üç imamcılar) İsmailliler ( 7 imamcılar) Bir çoğu Hasan’ı işbirlikçilikle hitap etti. Oysaki Hasan direndiği ve tehlikeli görüldüğü için zehirletildi. Hüseyin çok daha farklı bir yöntem izledi. Yani çekip bu diyarda
gitmeyi tercih etti. . Birçoğunu işbirlikçilikle yargıladılar. 12 kavramı genellikle Fırat ve Dicle arasındaki coğrafyada gelişti. Daha sonra Azerbaycan ve Anadolulun diğer yerlerinde kök buldu. Oysa ki 12 Sümerlerde ve Hattiler’de çok önemli bir külttü. Kısacası 12 sayısı İslam temelinde yoktur. Diğer inanlarında bu inanca geçmiştir. Tabi Alevi
inanç farkı sayılarla sınırlı değil gerek ibadet rintleri gerek diğer inanç özelliği ile çok farklı olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlı başına bir batini anlamı vardır.
Bugün Alevi Kızılbaşlarda yaşatılan Ali ile Uzun bir program sonucu Alevileri önce İslamlaştırmaya sonrada sunileştirmeye çalışan bir Tekke Bektaşiliği sözde Alevilik var. Bu kesimin en büyük destek ve yardımcıları ise İran Şiası ve Suni Diyanettir. Bu kesimin halka enjekte etmeye çalıştığı
yapay Aleviliktir. Bu kitapların yazarlarına bakıldığında desteklerinin buralarda geldiğini anlayacaksınız. Bu işin uygulamaları çok gerilerde başlatılsa da sistemli Asimle ile Aleviliği sunilik içinde eritme. Balım Sultan tarafında başlatılmıştır.
Öyle bir Ali portresi yaratıldı ve sevdirildi ki Dedelerimizin anlattıklarının tam tersi. Örnek olarak:
Alevilerin yaşamında yarattıkları Ali ile karşılaştırıldığında Çizilen portrenin resimi 1921 yılında İranlı bir ressam tarafından çizilmiş. Hatta bazı yazarlar kendi resmi diye yazdılar. Ayrıca Alevilerin kafasındaki Ali’yle resmi karşılaştıralım.
1- Alevilerde Ali sakalına bıyığına makas vurmamış Bu ali tam bir cami imamı kılıklı.
2-Ali yeşil puşi takmaz kızıl puşi takar bu ali molla kafalı bir örtü.
3- Ali’nin iki kaşının arası birleşiktir. Resimdeki Ali sen söyle
Birleşik kaşlılara Murtaza deniliyor. Murtaza ismini sadece Alevilerin kullanması, Sünnilerin kullanmaması da ilginçtir.
4_ Ali alnında Zühre yıldızı var ya resimdeki Ali.
5-Alevilerin Alisi (Oli,eli) piri fani ak sakallı resimdeki kara sakallı.
şimdi kararı siz karar verin.
Basit bir örnek ama çaktırmadan ağır ağırS verilen morfin ile uyuşturucuya alıştırılan bir kişi gibi, bir sunileştirme politikaları ve programı uygulanmaktadır.
Aşağıdaki tabloda A bölümünde Alevilerin kendi inançlarında yarattığı ve inandığı Ali inancı vardır. B Bölümünde ise gerek Arabistan’daki gerçek Ali ve Şii taraftarı Ali ve İslam vardır.
A
KÖKLÜ ALEVİ İNANCINDA ALİ VE İNANCI | B
Şİİ YANLISI VE SUNİ İNACINDA ALİ VE İSLAM |
1-Doğmamış doğurmamış. Kainatın yaradılışı ile birlikte var olmuş. Yer gök yok iken yeşil kubbede var idi.
| 1-Hicretten
30 yıl öce recep ayının13. günü Mekke’de Kâbe’de doğmuştur.(A. B. Gölpınarlı. 12 imam s.18) |
2-Piri fanidir. Saçını sakalını asla kesmemiş. kaşlarının arası bitişiktir. Başında kızıl puşi vardır.Ela gözlüdür. Alnında zöhre yıldızı ile nişanesi vardır. | 2- Bugün bize
dayatılan Ali portresi bunun tam tersidir. Kara sakallı, Saçı sakalı kesilmiş, başında gerektiğinde yeşil puşi de takabilen, yavaştan suni sempatisi aşılayan ve alnında zöhre yıldızı yoktur. | 3-Uzun boylu babayiğit. Yürüdüğünde yer yerinde oynar.
|
3- Birçok Bektaşi yazarlarda bu yakıştırmanın aynısı olsa da Ali kısa boylu ve tıknaz yapılıdır. | 4-Anadolu
Kızılbaş inancında Zülfikar kılıcı insan kesme amaçlı değildir. Bu nedenle dervişler bellerinde tahta kılıçlarla dolaşmışlardır. Zorla İslam’a davet yoktur. Zulf=saç kar=ko=dağ=baş anlamı ile saçlarını kesmemişlerdir. Hatta örmüşlerdir. Kureyş’in bir adı da ‘Kureyş’i Guli’dir ki anlamı örük saçlı demektir. Bu eski Hattini(Hatuni, Hatti)
inancı bir çok kaya anıtlarında da rastlamaktayız.
| 4- Arabistan
yaşamında ve bazı şii taraftarı yazarlarda da gördüğümüz üzere Zülfikar iki tarafı keskin bir kılıç zorla İslam’a davet. Gelmeyenler ise tepeler gibi kelle yığılmış bir savaş makinesi. |
5-Hz Alinin atı adı Düldül’dür. Aynı zamanda Hızır’ın atının da adıdır. Beyaz Kır bir attır. Gerekirse havada uçan görkemli bir at. | 5-Bektaşi
yazarlar tıpkı Aleviler gibi Hz Alinin atını efsaneleştirmişlerdir. Hz Alinin düldülü İslami yazar ve çevrelerce çok farklı olarak yorumlanmaktadır.
Taberi, Düldül hakkında şöyle der: Hz. Muhammed’in bir katırı vardı. Mısır Meliki Mukavkis göndermiş idi. Adı Düldül idi. Hz. Muhammed Düldül'ü Hz. Ali’ye hediye etmişti. Kaynak: Taberi (m. 839-923), Tarih-i Taberi, c.2, sa.516, E.O.Y.
Düldül, Hz. Muhammed’in beyaz dişi katırının adıdır. Hz. Muhammed savaşlarda ona binerdi. Katır Hz. Muhammed’in irtihalinden sonra da yaşadı, ihtiyarladı ve dişleri döküldü; öyle ki, yesin diye arpayı bile ağzına koyuyorlardı. Denildiğine göre, Düldül,
Muaviye b. Ebü Sufyan zamanına kadar yaşadıktan sonra, Yanbü’da öldü. Şi’ilerden çıkmış bir rivayete nazaran, Düldül haylı yaşamış ve Hz. Ali onun sırtına binerek, hariciler ile muharebe etmiştir. Bu katır Hz. Muhammed’e, Ufayr (Ofayr) adındaki eşek ile birlikte, Mısır Meliki Mukavkis tarafından hediye olarak gönderilmişti; Müslümanlar
katırı ilk defa olarak, o vakit gördüler. Kaynak: İslam ansiklopedisi, Leyden tabı ma.Düldül, M.E.B.Y.
|
6-Alevi inancında Ali kimseyi öldürmeyen, muhabbet adamıdır. Bu nedenle lakabı Kuran’ı Natık (konuşan kuran, yani insan, yani Kabe’dir.) kurduğu cemlerde insan öldüreni, ceme almayan bir pir. İnsanı kılıçla değil, muhabbetle yola getiren bir pir. | 6-Ucu çatallı ve iki tarafı
da keskin olan bir kılıca sahip. Girdiği cenklerde inancını kabul etmeyene aman vermeyen binlercesini bir anda kılıçtan geçiren bir Ali ile karşı karşıyayız.. |
7- Kuran’ı Natık olma niteliği ile (Konuşan Kuran) insanlara muhabbette akıl verme ve yol göstermede en zirvedeki kişi. Meclislerde ve cemlerdeki konuşmaları ile herkesi ikna eden ve Ali’nin muhabbetini dinleyen zat nuş olur. (yani kendinden geçer, yani dem alır.) Bir anlamı ile Ali=akıl demektir. Hatta Ali’nin “Bana bir harf öğretenin
kırk yıl kölesi olurum.” Sözü, Alevi çevrelerince “Ali her şeyi bilen olduğu için, onun köle olması mümkün değildir.” derler. | 7- Halifeliği sırasında
Muaviye ile girdiği mücadelede Kuran’ı Natık kendine vekil olarak gönderdiği Musa-el Aşari’yi yolar. Basit bir çocuğun dahi gelemeyeceği bir yüzük oyunu ile halifeliği devreder. |
8- Alevilere esas olan Kuranı Natık’tır. Hazırlanan en iyi Mushaf ise Ali’nin Mushaf’ıdır. “Bu Kuran’a Ömer, Osman, Maviye tarafından kalem katılmıştır.” Bu nedenle dolayı bu Kuran’a dazla Muteber bakmazlar. | 8-
Muaviye taraftarları Yazılı Kuran’ı mızrakların ucuna takıp kendilerine karşı yürümelerine karşı teslim olmuşlardır. |
9- Alevi ve Bektaşi inancında Mürşit Pir, Reyber vardır. |
9- Arap dünyasında böyle bir terim yoktur. Seyda kelimesi vardır o da seyit anlamında değil de sadece yaşlı anlamında kullanılmaktadır. |
10-Alevi inancında hakka varmanın birinci yolu kendine bir musahip tutmaktır. Ali’nin Musahibinin kimliği konusunda çeşitli söylemler vardır. Bunlar arasında Selman-ı Piri pak, Hızır, Kamber, Cebrail söylenenler arasındadır. | 10- Bektaşilerde
ve Arap dünyasında Ali’nin musahibi Muhammed’dir. Medine’de tutulmuştur. |
11- Alevi inancında musahibi kızı ile evlenen veya musahibinin kızını oğluna alan kişi yol düşkünüdür. Böyle bir kişinin ceme girmesi dahi yasaktır. | 11- Bektaşiler Ali
ile Muhammedin musahipliğine iddia ederler. Suniler sadece bunu muhiplik ve yardım kardeşliği olarak görür. Bektaşiler bu musahiplikte kızının almasına verecek cevap bulamazlar. | 12
Aynı evde büyüyen ve ya aynı evde kalanların yol kardeşliği geçerli değildir. Ayrıca yakın akraba (amca çocukları, dayı yeğen ) çocuklarının musahipliği geçerli değildir. | 12- Ali ile
Muhammed aynı evde kalmışlardır. Artı amca çocuklarıdırlar. Ali Muhammedin evinde büyümüştür. | 13- İki
kişinin musahipliğinde bir pirin musahiplik gulbeng ile mümkündür yoksa geçerli değildir. Evli olan çiftin daha çocukları olmadan Musahipliği esastır. | 13- Muhammed ile
Ali Musahiplik Gulbengini kimden almışlardır? Muamma? | 14- Amca yarı
baba yerine geçer. Amca yeğen evlenmesi Alevilikte yoktur. Yapan yol düşkünüdür. Sadece amca çocukları en yakın akraba evliliğidir.
| 14- Ali ile
Muhammed amca çocukları olduğuna göre Ali Fatma’nın amcası demektir. Amca yeğen evliliği yorumunu okuyucuya bırakıyorum. | 14- Seyitlerde tek evlilik esastır. Ali’nin çok evliliğini asla kabul etmezler. Fatma ile olan evliliği dahi zahirde görünümdür. Özde sırdırlar evliliği yoktur. Hüseyin ve Hasan’dan başka evlatları yoktur.
| 14- Hz Muhammedin
ölümünden sonra defalarca evlenmiş. Kayser-Tum kızından doğan Muhammed Hanefi bu kadından doğan çocuktur. Ki kaynaklara göre Hz Hasan 200’den fazla kadınla evlendiği söylenmektedir. |
15- Seyitler, seyit soyundan olmayan hiçbir kadınla evlenmezler. Bırakın Alevi dışı taliplerle bile evliliği bile yasaktır. Evlendikleri an yol düşkünü sayılırlar. Bir seyidin(pir’in) çok çocuk sahibi olması uygun bir davranış değildir.
| 15-En başta Ali
olmak üzere diğer imamlar dahi defalarca evlendiği birçok kaynaklarda yazmakta ve bu evliliklerinde düzinelerce çocuk sahibi olmuşlardır. On iki imamların Ali’nin dışında hiç birinin eşi seyit kızı değildir. Örnek Hz a Alinin karısı Kayser Rum kızı olmasının yanında gelini Hz Hüsey’nin eşi Şehri-Banu Sasani hükümdarının kızıdır. Seyitlerin
bir çoğunun kendi soylarını götürüp dayadığı. İbrahim Şanı (İmam Musa-i Kazım’ın oğlu) eşi Türk’tür.
|
16- Hz Ali doğmadığı gibi ölmemiştir. Zahiri olarak evinde öldürüldüğü görünen Ali ertesi gün tabuta konulduktan sonra kendi tabutunu deveye yükleyip kayıplara karımıştır. Mezarı yoktur. Ermişlerin mezarı Derviş İlyas’a kadar gayıptır. Ne zaman derviş İlyas yabancı kadınla evlenince o zaman artık seyitlerin mezar yeri beli oldu. (rıza
Doğan Ereğli Özgürler köyü) İnancı yaygın bir inanıştır.
| 16- Küfe’de camide
namaz başında öldürülmüştür. Kabri de oradadır. Hz. Ali’nin doğum günü 27.07.599 dur. Yani Mart ayında degil Temmuz ayında doğmuştur. Doğum günüde 21 Mart degil, 27 Temmuzdur. Ölüm tarihide 09.02.661 dir. Bu tarih hem Arap kaynaklarında, hemde Türk Tarih Kurumunda yazılmaktadır. Öyleyse neden 21 Mart Newroz
bayramı Hz. Ali’nin doğum günü olarak alevilere peşkeş çektirilmektedir ?
|
17-Alevi seyitlerinin beraatı yani şecereleri talipleridir. Bir Seyidin seyit onayı onun taliplerinin varlığı ile belli olur.
| 17- Gerek Bektaşi
gerek ise suni penceresinde baktığımızda bir Selçuk yada Osmanlı padişahlarınca onaylanan bir şecere vardır. Kişinin seyit olması bu belgeye bağlanmıştır. |
18- Alevi inancında Kırklar Meclisi çok önem arz eder. Bu mecliste peygambere yer yoktur. “Peygamberliği git ümmetine yap,” direktifi ile hareket eder. Bu nedenle tanrı ile kul arasına peygamber sığmaz.
| 18- Gerek Bektaşi
gerek suni kesim peygamber kırklar meclisinden daha evvelidir. |
19- Batında Ali (oli,Eli) Allahın ta kendisidir. “Ali’den o yana dünya karanlıktır. Mahşerde terazinin başında Ali (Eli, Oli) vardır.
| 19- Ali sadece
Allahın aslanıdır. Terazinin başında Ali kavramı yoktur. |
20-Alevilerde Kadın tokalaşmak doğaldır.
|
20- Bektaşiler bu konuda Aleviler, gibi düşünür. Gerçek dünyada Muhammed’e göre erkeğin Kadınla tokalaşması günahtır. |
21-Alevi İnancında Bir seyidin kızı yabancı ile evlenirse ya da başka bir seyitle evlenirse önceki soyu o soydan devam etmez.
| 21-Muhammed’in
soyu kızının soyundan yürümüştür. |
22- Alevi inancındaki Ali’nin dünyasında Ayşe muhatabı değil Ayşe diye birisinin Muhammed ile evlenmesi diye bir olay yer almaz. Dobra ve şantajlarla işi olmaz.
| 22-Gerek suni,
gerek Bektaşi inancında Ayşe Muhammed’in eşidir. İfik olayından sonra Muhammed Ali’ye “Sen bu konuda yetkilisin. İstersen bizi boşaltmaya yetkilisin,” der. Daha sonraları Cemel (deve) savaşında Tala ve Zübeyir’in yanda yer alan Ayşe’ye karşı “Bu savaştan vazgeç yoksa Peygamberin zamanında bana verdiği yetkiyi kullanırım.” Diyen şantajcı bir
Ali yaratmışlardır. |
23- Eline, beline, diline sahip bir söv ve meydan piridir.
| 23-İki tarafı
keskin kılıç olmasının yanında bir de sağında solunda birkaç aslan var olan adeta bir aslan terbiyecisi görünümüne sokulmuştur. |
24- Alevilikte “ Hak ile hak olmak” vardır.
| 24-Bektaşilik buna
riyat eder zira Alevilik dışında bütün İslami çevrelerce bu “Allaha şirk koşmaktır. | 25- Alevilikte Hazreti Hüseyin’in Namaz kılması asla yoktur.
| 25-Namaz haktır |
03.10.2009 / Gomanweb |