Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu

 

 

Sivas Şehitleri

 

 

1 Ocak 2007 Tarihinden İtibaren HİT

KUM VE TÜRBAN

SÜLEYMAN DOĞAN (TEMAN-SEYİDAN)

              Yirmi yıla varan bir süreç, şu türban hikayesi. Bu günlerde de yine gündeme oturmuş. Türbana özgürlükten bahsedilmekte. Bildiğim kadarıyla özgürlükler komplike bir yapıdır. Genel bir sistem biçimi olarak ele alınır. Hep ileriye bir hamle ,geleceği geçmişle daha ileri kılma anlayışı içermekte.
              En sınırsız özgürlük doğadadır. Fakat en gaddar  felaketler de doğadan kaynaklıdır. Doğa da yasayan hayvanlardan daha özgürü var mi? Kimin gücü kime yeterse, kim kimi boğazlarsa. Çünkü sınırsız özgürlük var.
              O halde özgürlük şayet bir kurala  bir adalete dayanırsa bunun bir anlamı olur. Bu biçimdeki özgürlük anlamlı oluverir.
               Kelime olarak çok tatlı bir kelime. Kulağa, akla, mantığa, söyleyişte .. v.s çok hoş. Bu güzel kelimeyi anlamlandıran PH`sinin iyi ayarlanmasıdır.
              Başka türlü zehre döner. Bu kisve altında baksa dolaplar çevrilerek özgürlüğe gem vurulmuş olur.
               Özgürlükçü olabilmek için beli bir kültüre, cesarete, azme, adalete, eşitliğe,....sahip değilsen bunu nasıl kullanacağın cehaleti içinde isen şayet, bu olmaz.
               Özgürlüğü cüceleştirir. Evrensel değerlerinde uzaklaştırılmış olur. Bu özgürlük olamaz . Bir emelini veya bir çıkarını özgürlük adına dayatmak olur. Özgürlüğün o geniş alanını, evrenselliğini bir yana iterek , tekçi yalınız bir zümrenin talebini dillendirmek özgürlük olmaz. Özgürlükte bencilik, gurupçuluk, tarikatçılık, zümrecilik yoktur. Tam tersi  çoğulculuk, halklar, evrensellik vardır. Bu geniş anlamda ele alınırsa taçlanmış olur. Başka türlü bir kısım zümrenin ki bunların tarihte ne kadar günahkar oldukları  ortada , bunların çıkarına kurban edilmiş olur.
              Simdi bu türban hikayesini kim doğurdu. Bunun anası kim? Babası kim? Bunun menşei nereden.
               Gelin bir eskiye yolculuk yapalım. Eskide ninelerimizin, teyzelerimizin, annelerimizin v.s. başlarını nasıl  örttüklerine bir bakalım.
Kimilerin başında kum (kım)  vardı.
                 Kum; fes seklinde . Genellikle ince ve yuvarlak bir tahta parçası  alt kısmına yerleştirilir.  Başa külah şeklinde geçirilir, şar`la da sıkı bir şekilde dolanılarak bağlanılır. Bu kum’in üstüne bir yazma veya tülbent toplu iğneyle tutturulur iki yana eşit  bir şekilde sağda ve solda aşağıya doğru bırakılır. Saclar da örülmüş bir şekilde dışarıda gözükür. Ya  iki yana bırakılır ya da arkaya doğru belden aşağıya sarkılır. Kum`in daha bir fiyakalı görünmesi için alnın üzerine yan yana dizilmiş şekilde gümüş veya altınlar dizilir. Alınlara döveme yapılır, yanaklar, çeneler ,göz kenarı sakakların üstüne, ellere.... dövmeler yapılır. Hızmalar., halhaller v.s.
         Yazma (çitêk), etrafı oymalı beyaz yazma, tülbent, bunlar da çiçekli ve değişik renkliydi yine sacın üstüne örtülür ortalama bir biçimde sağ taraf çene altında kulak hizasına getirilir. Tekrar sol taraftaki kısım yine çene altında  sağa getirilir dudak hizasında yanak ve yazmanın arasına sıkıştırılır. Saclar yine örülü veya bağlı belden veya önden aşağı dökülür. Ki eski dönemlerde saçlar genellikle de uzundur. Öbür yanda alın üstündeki saçta görünür bir biçimde olunurdu. Genellikle bu örtülerin çok ince bir yapısı vardı.
          Baş örtü, bunların da renga renk biçimleri vardı. Daha ziyade şehirli ve modern denilebilecek hanımlar takardı. Bu baş örtünün iki ucu birlettirilir. iki kat olarak üçgen seklini alır başının üstüne örtülür, iki ucu çene altında bağlanılıyordu. yine saçlar görünüyor.
          Simdi geriye doğru baktığında görünen bu. Cağımıza bakıldığında ucube bir balgama ve türban özgürlüğünden bahs ediliyor. Geriye, bakıldığında böyle bir şey yok. İleriye baktığında böyle bir şey yok.  Ortada da masumane bir talep duruyor. Veya öyle gösteriliyor. Peki bu nerede ve nasıl cıktı.
            Buna özgürlük denilemez , buna kölelik, bağımlılık , esir ve geri bırakmak denilir. Avrupa ağızlarında hiç düşmez. Aslında burada da bir sahtekarlık var.
             Bunun mucidi 12 Eylül faşist cuntasıdır. O günleri yasayanlar bilir. 12 Eylüle birlikle yayılan kuran kursları,  cami inşaatları ,imam hatipler , şıhlar, Hocalar, Dedeler v.s. özelikle bunlar bilinçli ve körüklenerek piyasaya sürüldü. Müslüman, namazında, niyazında uslu çocuklar yaratıldı ve bunların önü acildi. Müslüman kökenli ticaret, cemaat şirketleri, Holdingleri v.s . İslami sermayeyi, ayni zamanda İslami medyayı da buna katarak, bu yapılanmada da türban diye bir ucube şeyi getirip ülkenin gündemine oturtarak gündemi değiştirmek. Öbür yanda Türk İslam sentezi devreye sokuldu. Bu işin özgürlüğünü savunan önderlerine söyle bir bakıldığında, profilleri incelendiğinde hepsinin istinasız bir Amerika bağlantısı olduğu görülecektir. Dini figürlerin canlı ve gündemde tutulması bilinçli bir tavır, gelişmenin önünde en temel bir engel bilinciyle yapılmakta. Kültürel bir yanının da olmadığı görülüyor. Köylülükten şehirliliğe geçiş olarak ta izah edilecek gibi değil. Bu her tarafı din, planlılık ve başka etkenlerin kokusu burun direklerini kırmakta.
            Demokrasi ve özgürlükler ipine tutunarak bu mantığın gelişmesini sağlamak tan başka bir amaç yok. Çünkü özgürlükler amaç olsaydı özgürlük için mücadele eden insanlar itibar sahibi olması gerekmez miydi? Oysa özgürlük mücadelesi veren insanlar Diyarbakır, Metris, Mamak ve askeri kışlalarda neler yasadıkları ortada. Bunca faili meçhuller neden olmuş? Bu hayatini kaybedenler neyin mücadelesini vermiş? Öncelik bu özgürlük savaşçıların itibarinin iadesiyle gerçekleşmesiyle gerekmez mi?
             Özelikle ezilen halkların bu sahte özgürlüklere be itibar kalması gerekir. Dini de iyi algılamak gerek. Dini cesur bir bicimde değerlendiremezsek özgürlük kavramını kavramak mümkün olamaz. Bu din ne hikmetse hep iktidarda olanın, elinde güç , kudret olanın ve ataerkil bir zihniyete hizmet etmiştir. Bunda eşitlik ve özgürlük aramak saçmalık. Dayatma ve telkin etme had safhada.
             Hep Avrupa’dan dem vurulur durulur. Gerçekten Avrupalaşmak mi isteniyor veyahut yine takkecilik mi yapılıyor. Bakin Avrupa’nın gelişmesiyse en büyük pay Protestanlara ait olduğunu herkes bilmekte. Kilisenin  karanlık ve gerici, gelişmeyi engelleyen zihniyetine karsı çıkılmasaydı Avrupa’da gelişme olur muydu?
             Hem Avrupa, özgürlük denilecek öbür yandan bu isleri ulamaya havale edip. Ben Avrupalılaşacağım diyeceksin, bu ne saçmalık.
             Diğer yandan ben İslami yasamak istiyorum , peygamberimin yaşantısını örnek almak istiyorum. Peki sormak lazım Peygamberin kapısında hangi Jip duruyordu?  X5 BMW mi , KiA - Serento mu duruyordu. Neden kapınızda  Dewe yok. Avrupa’nın tüm tüketim maddelerinde faydalanacaksınız en pervazsız bir bicimde harcayacaksınız. Öbür yandan Türbana özgürlük diyeceksiniz. Bu nasıl Avrupalı  olmak. Peki yasam bicimi nasıl olacak.
            
            Özgürlük önce ailede başlaması lazım. Aile baskı ve telkinlerle kız çocuklarının gelişimi üzerinde en büyük etken değil mi? Okula gitmesinde, evlenmesinde, giyim kuşamda, oturup kalmasında, sosyal iliksilerde tüm telkinleri aile ve dine veya gelenek göreneğe göre yapılmıyor mu? Hani özgürlük. Özgürlüğün kamu alanını gecelim aile alanına bakmak lazım gelmez mi? Bu masumane tavırların altında başka şeyler yatıyor. Afyonun özü burada. Köleleştirmek burada yatmakta. Her akli başında  kuranı okuduğunda anlar ve neler dediğini fark eder. Ne kadar kötü bir tercüme olsa da. Nihayetinde 14 yasında yazan bir çocukta bu kadar becere bilir. Bakiniz; Kurandan kısa bir örnek vereyim . 4- en- NIS  süresi 15 ve 34 ayetinde neler yazıyor.

                NISÂ SÜRESI;

        15. Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.

          34. Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur Allah yücedir, büyüktür.. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü allah cok yücedir, cok büyütür.
 
               Burada da anlaşıldığı gibi Kadının özgürlüğü değil. Gelişen medeniyet , çağdaşlık karsısında kadının özgür birey olusuna ve onun rahat bir bicimde toplum içinde sosyallesmesine, erkekle eşit bir koşulda dek bir yasam sürmesinde korkulan ve ona gem vurma , karanlığa itme amaçlanmakta. Bir anlamda hapsetme, izole etme, örtüyle, elbiseyle kafesleme, En illegal tutulan bir anlayışta cinselliktir. Cinsel sömürüdür. Mülk, mal meta gibi görmek anlayışı güdülmekte.
           Batılılaşmak yalnız kağıt üstündeki yasa ve yazılımlarla olacak is değil. Yasam biçiminin değişmesi de esas nedenlerdedir. Çünkü demokrasi ve özgürlükler bir yasam bicimi ve kuralları olan bir sistemdir.
           Özgürlük; evrensel değerler ve özgürlükler  için savaşanlarındır.  
            Ortada tartışılan türban ve laiklik cumhuriyetin temel esasları tartışmaları safsatadan başka bir şey değil. Soğuk savasın sona ermesiyle beraber IKTIDAR  denilen aygıtın biçimsel olarak değişmesi gerekir. Bu balgamda günümüze uyarlanarak , içinde bulunan dünya koşuluna ters düşmeyecek şekilde yapılması gerekir. Bu tartışmaların nedeni de bundan kaynaklıdır.
              Bu her fırsatta cumhuriyetin sahibiyiz diyen TSK 12 eylüle Türk İslam sentezini desteleyerek yamamaya çalışan kendisi değil miydi? Öbür yandan Mehmetçiğin ders kitabına öğlen ve aksan derslerinde Komünizm; anasını, babasını, kız kardeşini tanımayandır diye okutulurdu. Peki, bu zihniyet  yerine neyi koyuyordu. Namazında niyazında ,dindar, suya sabuna dokunmayan , sisteminde onlari koruduğunu unutulmaması  lazım.
                 Hey öğretmenler! 12 Eylülden sonra Atatürk Devrimlerinin ismi değiştirilerek Atatürk İnkılapları olarak kitaplara yazılmadı mi. Sırf  Devrim kelimesi gemcesin diye.
               Bunlar cumhuriyet derken sözüm ona solcu gözüküyorlar ne yazık ki. Görüldüğü gibi bu sistem kendi solcusunu, kendi sağcısını, kendi İslamcısını, kendi Alevisini, kendi kürdünü , halkin yasam tarzını hata yürüme tarzını bile ben belirlerim anlayışı içinde.  Özgürlük kisvesi altında ve tartışmalar yaratarak  , laik ve ya anti laik v.s gündemi sürükleyip götürülmekte.
                           Yirmi birinci yüz yılda yasıyoruz. 40 yıl geriye gidelim,  Iran , Afganistan, Filistin v.d.  40 öncesini göre ileri mi git mi yoksa geri mi gitmiş. Çok ilginç 40 yıl önceleri ne yazı ki daha bir ileri düzeylerdeydi basta yasam bicimi olarak.
                Avrupa deniliyor, peki Avrupa özgürlükleri geriye gitmek için mi kulanmış? Yoksa ileriye dönük mü kulanmış? Bunu dahi görme zahmetine katılmıyor.
                Bu güzel cümleleri bir zamanlar dillerinin üstüne bile alamayan insanlar bu gün emelleri için bu cümleleri gümbür , gümbür kullanıyor. Bu cümlelerin sahipleri de karsı tarafa geçmiş seyrediyor mirim , kirim yapıyor. Bu ne kahir edici bir tavır. Özgürlük mücadelesi veren insanlarin kemikleri sızlamaz mi. Bunların hepsi bir önce ki ve bizim kuşaklardı bizim arkadaşlarımızdı.
                  Ne için bu mücadeleyi verdiklerini iyi biliyoruz. Din söz konusu oldu mu bakıyorum herkes sus pus. Bunun bir afyon olduğunu, halkların sömürüsünde en acımasız araç olduğunu neden söylemiyoruz. Türban da üç F gibi uyutmadır kadının köleleşmesi ve rahat bir şekilde kullanılmasıdır. Bu isin özgürlükle hiç bir alakası yok.

           Süleyman Dogan

 

02.11.2010 / Gomanweb

  Müzik-Video

Konuk Defteri

İletişim Formu