|
portre:
MAZLUM DOĞAN
Hazırlayan:
Meral ÇİÇEK
Ülkem
Toprağım kadar,
seslerim, aşklarım kadar
büyük olamaz ihanetler
onlar bir serçe kuşun
kanatları bile olamazlar
Yağmur damlacıklarını,
çocuk seslerini,
uçan kuşun kanatlarını,
çırpınışlarını yazmalıyım
ülkemin
Tutsakların yaralı yüreklerini,
vurulan bir gencin o anda
duyduğu şeyleri,
bir ölünün son sözlerini
çizmeliyim kağıtlara,
yıldızlara
Bir yılanın sessiz kayışı ve
iz bırakışını toprakta
akrep kadar, çiyan kadar
bilinen kötü şeyler kadar
zulmü de yazmalıyım
ihaneti de
Mazlum DOĞAN
Mazlum Doğan aslen Dersimli olup, 1955 yılında Elazığ’ın
Karakoçan ilçesinde dünyaya gelir. Eskişehir ve Balıkkesir’de eğitim
fakültesini btirdikten sonra 1975 yılında Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde
Ekonomi Bölümü’nde okumaya başlar. Henüz eğitim fakültesi yıllarında sola
ilgisi gelişir, çeşitli sol yayınlar okur ve Marksizm ile Leninizm’e sempati
duyar. Üniversitede değişik öğrenci derneklerine gider, burada devlet,
demokrasi, ulusların kaderini tayin hakkı, faşizm, mücadele gibi konularda
tartışmalara katılır.
Okumayı tutku düzeyinde seven Mazlum Doğan, neredeyse parasının tümünü
kitaplara harcar. Öyle ki, aynı şehirde okuyan ve maaş alan kızkardeşini
bile kitap almak için sıkıştırır: “Zaten aslında bende bir açgözlülük var.
Ben de ne kadar kitap, dergi, gazete falan çıkıyorsa, hepsini alıp okumak
istiyorum. Bir kısmını okuyabildim, bir kısmını okuyamadım. Bu ayrı bir
sorun; ama hepsini sıralıyordum.”
O dönemde daha sonra kurulacak Kürdistan İşçi Partisi (PKK) kadroları ile
tanışan Mazlum Doğan, “milli mesele” denilen Kürt sorununa daha fazla ilgi
göstermeye başlar, bu konuda araştırma yapar. Kürt sorunu ile ilgili kitap
bulmanın zor olduğu bu yıllarda ayrıca çeşitli siyasi grupların, çevrelerin
ve dergilerin bu konudaki görüşlerini öğrenmeye çalışır. Devrimci Doğu
Kültür Derneği’ne (DDKD) de gider, ancak bunları burjuva milliyetçisi olarak
görür ve kendileri ile yakınlık kurmaz. 1976 yılında bir arkadaşı
vasıtasıyla Haki Karer ile tanışır. Haki Karer ile konuşmalarında çok
etkilenir, Haki Karer’in temsil ettiği çizginin kendi düşüncelerine denk
geldiğini gördükçe ideolojilerini benimser ve Haki’nin içinde yer aldığı
gruba katılmak ister: “Ben bu kişilerin bir grup mu, bir hareket mi olduğunu
bilmiyordum; ancak kendileri tarafından tasvip edilmek, kendileri tarafından
görevlendirilmek istiyordum. Bayağı da heyecanlıydım bu konuda.”
Kürdistan’da devrimin gerçekleştirilmesi, bunun önderliğini yapacak bağımsız
bir işçi partisinin kurulması hedefi artık onun da hedefi haline gelir. Bu
hedefin gerçekleştirilmesi için yoğun bir örgütlenme çalışması gerekir.
Mazlum Doğan da, grup tarafından özel olarak görevlendirilmediği halde büyük
bir heyecan ve inançla öğrendiklerini çevresine aktarır, onları örgütlemeye
çalışır. Bu örgütleme çalışmasını sömestre tatilini geçirdiği Karakoçan’da
da sürdürür. Haziran ayında Hacettepe’de okuyan Suruçlu bir öğrenci
memleketinde katledilir, cenaze törenine Ankara’dan Hayri Durmuş ve Kemal
Pir de katılır. Hayri Durmuş ve Kemal Pir Suruç’ta yakalanıp, Diyarbakır
Cezaevi’ne gönderilirler. Mazlum da, Hayri Durmuş ve Kemal Pir ile henüz pek
sıkı bir ilişkisi olmadığı halde Karakoçan’dan çıkıp, onları Diyarbakır’da
ziyaret eder. Grubun düşüncelerini gittikçe daha fazla benimser, hatta
sahiplenir; gittiği her yerde, tanıştığı her insana hareketin görüşlerini
anlatma yönünde bir istemi, bir heyecanı gelişir.
1976 yılının sonlarında okulu bırakmaya ve tümüyle hareketin ideolojisi
doğrultusunda faaliyet yürütmeye karar verir. Henüz 21 yaşındayken valizini
toplar ve cebinde 500 Lira ile Kürdistan’ın güneybatı illerine gider.
Gittiği illerde ilişkiler yok, neredeyse kendi başına sıfırdan başlayarak
bir örgütlülük düzeyini geliştirir: “Duyuyordum Ceylanpınar’da ne olacak,
işte faşizm konusunda bir seminer verilecek, ben arabaya atlıyordum,
Ceylanpınar’a gidiyordum. Kahvede oturuyordum birinin yanında işte, yahut
TÖB-DER’de oturuyordum. Bazı kişilerle bireysel ahbaplık, dostluk kurarak
mümkünse evinde yatmaya çalışıyordum. Ertesi gün seminere katılıyor,
bildiğim görüşleri savunuyordum. Böyle turist gibi geziyordum.” 1977
yılından itibaren Batman’a geçer, örgütleme çalışmalarını burada sürdürür.
İdeolojiye artık oldukça hakim olan Mazlum, burada kaldığı süre içinde o
dönem hareketin hiçbir yerde sahip olmadığı bir kadrolaşma düzeyini ortaya
çıkarır. Bu çalışmaları büyük bir kararlılık ile yürütür, zorlukları aşarken
hiçbir engel tanımaz: “Zar zor idare ederek kalmaya, propaganda yapmaya
çalışıyordum. Diyelim ki, bir gençle beraber oturuyoruz, beraber çay, sigara
içiyoruz, ben ona hemen herhangi bir konu falan açarak hareketin görüşlerini
götürmeye, onun onayını almaya çalışıyordum. Dışarıda yattığım, aç kaldığım,
perişan kaldığım oluyordu. Biz belli oluşmuş bir fon veya bir merkezden veya
bir şeyden gelen bir para ile ya da şuyla, buyla geçinmiyorduk. Bir köye,
bir kasabaya, şuraya, buraya bir yere oturuyorsak, bu kimisi hemşerilikten
olabilir, uzaktan bir tanıdıktan olabilir, bir merhabadan olabilir. Biriyle
diyelim bir yerden bir yere otobüsle yolculuk ediyor, kendisini şahsen
tanıyorsak veya konuşuyorsak, nereli olduğunu öğreniyorsak, daha sonra
peşini bırakmaz, gider onu arar bulur, onun vasıtasıyla orada iş yapmaya,
bazı kişileri tanımaya, hareketin ideolojisini, görüşlerini götürmeye
çalışırdık.”
1977 yılının Mayıs ayında çok sevdiği yoldaşı Haki Karer’in katledildiğini
duyar duymaz Diyarbakır’a gider. Diyarbakır’da görevli olan kadro Haki
Karer’in cenaze törenine katılmak için Antep’e gittiğinden, boşalan
sorumluluğu üstlenmek amacıyla Diyarbakır’da kalmaya karar verir. 27 Kasım
1978’te Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde PKK’nin kurulduğu
kongreye katılır, burada merkez komitesi üyeliğine seçilir. Daha sonra
merkez yayın organının çıkarılmasını üstlenir. Bunun hazırlık çalışmalarını
yürüttüğü bir dönemde 1 Ekim 1979’da Urfa’dan Viranşehir’e giderken
yakalanır. Götürüldüğü Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde vahşi işkencelere maruz
kalır. İşkencenin her türlüsü ile teslimiyet dayatılır. Ancak teslimiyet
dayatıldıkça direniş yükseltilir, direniş yükseltildikçe de devlet daha
insanlık dışı yöntemlere başvurur.
Parti içindeki konumu nedeniyle daha yoğun baskılarla karşı karşıya kalan
Mazlum Doğan, cezaevindeki olanaksızlıklara rağmen 19 Ağustos-9 Eylül 1980
tarihleri arasında elle hazırlanmış Hewar adlı gazeteyi çıkarır. Bu şekilde
tutukluların mücadele ile bağlarını canlı tutma çabalarına önderlik eder,
kadro yapısı ve kitleye yönelik ideolojik çalışmalarını sürdürür. Gazetenin
siyasi makalelerini bizzat kendisi yazar. Ayrıca kamuoyuna yönelik kaleme
aldığı bildiriler ile Diyarbakır Zindanı’nda yaşanan vahşeti duyurur.
PKK davaları 13 Nisan 1981’de başlar. PKK’li tutuklular bu dava sürecinde
savunma çalışmaları için olanak yaratmak amacıyla cezaevi idaresi tarafından
dayatılan bazı kuralları kabul eder. Bu süreç, daha sonra ‘1981 yenilgisi’
olarak isimlendirilir. Gidişatı kabul edemeyen, ”Bu böyle gitmez, bir şeyler
yapmak gerekir, bir şeyler düşünüyorum” diyen Mazlum Doğan, yeni bir
direnişi başlatmak için eylem yapmaya karar verir. 1982 yılında 20’yi 21
Mart’ta bağlayan gece, kaldığı hücrede üç kibrit çöpü ateşler ve yaşamına
son verir. Newroz günü gerçekleştirdiği eylemiyle yoldaşlarına yeniden
dirilişi gerçekleştirme çağrısı yapar. Eylemin mesajını kavrayan cezaevi
yetkilileri, eylemlerin çoğalabileceği korkusu ile daha büyük bir vahşete
yönelirler. Cezaevi genelinde teslimiyet de sürer. Ancak Mazlum Doğan,
eylemi ile daha büyük direnişlerin bayraktarı olur, karanlığa ilk kıvılcımı
çakan olur. Öyle ki, suskun geçen bir aydan sonra “Dörtlerin Gecesi” olarak
bilinen eylem, ardından da “Büyük Ölüm Orucu” başlar... Mazlum Doğan,
Kürtlerin tarihi bilincinde “Çağdaş Kawa” olarak yaşamaya devam ediyor.
Hazırlayan: Meral ÇİÇEK
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
22 Mart 2008 / Özgür Politika / Gomanweb
BU YAZI İLE İLGİLİ
GELEN ELEŞTİRİ VE YORUMLAR
bir portre
yazısı: Selam hocam, Sayın Meral Çicek'in "Bir
Portre-Mazlum Doğan " yazısında cidddi yanlış bilgiler var. Biyografi ile
ilgili yazılar fikir özgürlüğü kapsamında olamaz, bilgiler doğru olmak
zorundadır. 21 mart Newroz süreci ve Mazlum Dogan'ın Diyarbakır zindanındaki
newroz gecesi eylemi konunun ciddiyetini daha da artırır. Site yayın
yönetmenleri fikir özgürlügünü esas almakla birlikte bireylerin
biyografileri söz konusu olduğu zaman doğru bilgileri esas alırlar. Doğal
olarak ilk müdahiller yayın yönemenleri, birinci derecede yakınları ve yakın
mücadele arkadaslarıdırlar.
Yazıyı tekrar gözden gecirmenizi diliyor selam ve saygılarımı sunuyorum.
Ş. Aydın
26.03.2008 (E-posta ile gelen)
|