Kazım
Koyuncu -
Bibliyografya /
GELENEĞİ MODERNİTEYLE BİRLEŞTİREN YENİDEN-ÜRETİMİN ÖYKÜSÜ: YÜREĞİNDEN
GEÇENLERİ EVRENSEL DEĞERLERLE SESLENDİREREK FARKLILIĞINI GELECEĞE TAŞIYAN ÇOK
YÖNLÜ BİR MÜZİSYEN
*a
“Türkiye'nin etnik müzik formları bence çok evrensel. Özellikle Laz ve
Karadeniz müziklerinin ritimleri 7/8 ve 5/8 bozuk ritimler. Tuhaf,
değişik, aksak ritimler ama evrensel duyguya ve müzik aklına birebir
hitap eden ritimler olduğunu düşünüyorum… Ben bu albüme (Viya)
*b
, “etnik üstü az modern” diye bir isim yakıştırmıştım. İyi olan taraf,
bir takım işaretleri koyabildim o albümde. Bir sonraki albümü yapma
zeminimi oluşturdum” (Kazım Koyuncu: Olay FM, 2002).
Ruh,
zeka, duygu armonisinin etkileyici biçimlenişiyle bütünü görebilen, imgelerle
düşünebilen, sunduğu yeni yaklaşımlarla daima sorgulayan ve geliştiren sanat,
zaman ve mekanın içinde ama onlardan bağımsız var olabilen, estetik duyguyu
alışılmışın yanıltıcılığından uzaklaştıran ve farklı yürek çarpıntılarının
özgünlüğünde kendini bulan bir yaratıcılık ve yeniden üretim sürecidir. Bir
sanat eseri, algılanışında özgün alt yapısına getirilen farklı anlam, yönelim
ve yankıların çoğulluğuyla zenginlik kazanır. Sanatsal yaratı ve özgünlükte
durmadan yenilenen bu içsel bütünlük, aynı zamanda “açık yapıt” (Eco 2001)
olmanın bir göstergesidir. Bu açıklığa bağlı olarak gelişen dinamizm, eseri
çok farklı sonuç ve çözümlemelere ulaştırabilecek yapısal canlılığı da
beraberinde getirir. Dolayısıyla estetik bir heyecan, belirli bir güzellik ve
duygulanım sağlayarak yaşamsal bir ilgi uyandırır. Yaşam görüngelerinin bu
şekilde yeniden yaratılması, düşünsel bir yorumlamayla toplumsal bilincin
gelişmesine de katkıda bulunur. Sanatın evrimi toplumunkinden ayrı
düşünülmediği takdirde, “ toplumsal bir amaca bağlanan sanat genel olarak
devrimcidir ” (Plehanov 1991). Her sanatçının kendine göre bir gerçeği
görüş şekli vardır ve yaşamla her zaman bir sorun yaşar. Bu durum, sanat
eserinin tarzını belirleyen içeriğin oluşumu açısından da önemli bir etkendir.
Duyusal bir haz üretme eğiliminde olan ve Nietzsche'nin “ tüm
estetik yaratımların kökeni ” diye tanımladığı müzik ise –sanatın yedi
dalından biri olarak- insanların davranışları üzerinde etki eden, tutkuları
kışkırtan, ruhu eğiterek kalbe dokunan duyguların lirik bir dışavurumu olduğu
gibi, ses ve notaların sınırsız kombinasyonuyla evrenin her yerinde
hissedilebilen, insanı yaşamdan yaşama götürerek özgürleştiren ve belki de
ölümsüzlüğün en güzel yolu olan tek gerçekliktir. Kimi zaman görünür olanın
baskısına direnir ve kurulu düzene karşı çıkar, kimi zaman da ânı yaşatarak
melodilerin güzelliğinde kaybolunacak bir bağımlılık meydana getirir. Müzikal
dil, kültürel altyapının üzerine kurulan evrensel bir arka plan ile toplumun
farklı geleneklerinin çoğulcu sesi olur. Algılamadaki doğaçlamaya bağlı olarak
içsel ritimler ile ses değişimleri arasındaki bu diyalektik ilişki, bir
yeniden yaratım sürecini de beraberinde getirir. Müziğin, yaratıldığı ânın
ötesinde yaşayabilmesi için hassas ve özgün bir yorumlamaya ihtiyacı vardır.
Yorumun yapıta ne kattığı önemlidir. Müziğe dair her yorum, onun yeni bir
anlamını ortaya çıkaran ve dolayısıyla tüketmeden hayata geçiren birer söylem
sonsuzluğudur. Böylece eser, müzikal düşünce tarihinin bir belgesi haline
dönüşebilir:
“ Müzik dünyasında müzikal mirasın bir kuşaktan diğerine aktarıldığı
devasa bir dikey hareketlilik vardır. Antik biçemler yaşamaya devam eder
ve sürekli yeni, taze bir yaşam bulurlar. Diğer sanatlarda karşılığı
olmayan bir tarihsel yeniden değerlendirme ve yeniden güncelleme
sürecinden dolayı hayatta kalmışlardır. Bu türden halk biçemleri bütün
diğer tarihsel bağlamlarda yeni bir yaşam bulmuşlardır. Kuzeyin şarkı,
biçim ve aksanları rahatlıkla güneye taşınabilmiş ya da tam tersi; halk
geleneğinin ve sözel geleneğin unsurları seçkin geleneğe nakledilmiş,
seçkin müzik biçimleri de halk mirasına dönüşmüşlerdir!.. Derin
içgüdüsel köklere, daha doğrudan ve aracısız kültür bilincine ve kolay
hatırlanabilir olmasına çağrısı nedeniyle müzik; engelleri, politik,
coğrafî ve dilsel sınırları diğer sanatlarda olmayan bir çeviklik ve
dinamizmle aşarak bir halktan diğerine iletir, geçirir, aktarır ” (Fubini
2006: 41-42).
Kültürel içerimler bakımından müziğin evrenselliğindeki çok yönlülük
–dilbilim, felsefe, psikoloji, edebiyat, tarih, matematik, fizik, tıp gibi-
onu farklı açılardan ilgi nesnesi haline getirip değerlendirebilecek
disiplinler arası incelemelere de uygun kılmaktadır. Örneğin her türden sanat
eseri bir metin olarak düşünüldüğünde, aynı veya farklı ulus ve kültürlerin
çağdaş ya da eski yazılı/ sözlü/ görsel sanat ürünleri arasında metinler arası
ilişkilerden yani “çok anlamlılık/ çok seslilik” denilebilecek farklı alanlara
açılabilir olma özelliğinden söz etmek mümkündür. Söylemlerin iç içe geçtiği,
eserlerin üst üste gelerek birbirleriyle kesiştiği çok katmanlı bir dokudur
bu. Alıntı, gönderge, anıştırma, yansılama, kolaj, yeniden yazma gibi
yöntemleri vardır. Şiirden romana, tiyatrodan sinemaya ve hatta müziğe kadar
geniş bir kullanım alanı söz konusudur. Kuram olarak kaynağını M. Bakhtin'in
söyleşimcilik teorisinden alan, J. Kristeva'nın buna dayanarak kavramı
oluşturup tamamlamasıyla kapsamı çizilen metinler arası ilişkiler R. Barthes,
M. Riffaterre, M. Orr gibi araştırmacıların konuyla ilgili bilimsel
katkılarıyla bugünkü konumuna gelmiştir
*c
.
Her metin açık ya da kapalı olarak başka metinlerle çok boyutlu
birliktelik göstergeleri kurar. Dolayısıyla, bir söylem başka bir söylemin
ilham kaynağı olabilir. Bakhtin bunu “ saf metin yoktur ” şeklinde dile
getirmiştir. Yapılan üretimler aslında hep bir yeniden üretimdir ve bu dönüşüm
işlemi her bağlamda yeni bir anlam alanı yaratır. Metnin daha önceki
metinlerin dokusu içerisine girmesi, içeriğini bu kültürel veya tarihî
yansımalardan aldığının bir ifadesidir. Söz konusu olan eski metinlerin
taklidi veya olduğu gibi yeni metne alınması değil, bağlam değiştirerek özerk
bir konuma getirilmesidir. Kristeva bu durumu “ her metin, bir alıntılar
mozaiği olarak, bir başka metnin emilimi ve değişimi altında yapılanır ”
görüşüyle açıklar. Çoğulcu metin yapısı, silik ya da belirgin bir takım
göndermelerle dili yeniden dağıtan bir üretkenlik sahası meydana getirir. “
Bugün, geçmişin yapıtlarının sürekli olarak yani sonsuza dek tekrar
yazılabileceği bir dönemdir ” diyen Barthes, her an geriye çevrilebilen bu
dönüşümün hiçbir zaman başlangıcı ve sonu olamayacağını vurgulamaktadır. Öte
yandan, b ir metin ortaya çıktıktan sonra metin tüketicinin kültürel kodu,
bilgi birikimi ve bu birikimden yararlanma yeteneğine bağlı olarak metin
üreticiden tamamen bağımsız işleyen bir süreç başlar. O sırada a lıcının
metinler arasılığı kavramadaki tutumu önemlidir. Riffaterre bu durumu, “
okurun kendinden önce ya da sonra gelen bir eser ile başka eserler arasındaki
ilişkiyi algılaması ” olarak adlandırır. Alıcının metinde yakaladığı her
ipucunun verdiği hazla kendini hep daha yeni bir ortamda bulması, anlamsal
zenginlik yoluyla türler arası bir ilişkinin kapılarını aralar. Nitekim Orr
da, “ sadece basılı kitaplarla sınırlı değildir ” diyerek metinler
arasılığın bu çok alanlı kullanımına dikkat çekmektedir. Bilinçli ya da
bilinçsiz olarak hayatın her aşamasında olabileceği gibi sanatın her dalında
da metinler arası ilişkiler vardır. Örneğin m üzikteki metinler arasılık,
farklı tarzların dengeli karışımı olarak düşünülebilir. P arçaların arasında
veya alt yapısında eski şarkıların melodilerinin kullanılması ya da eski
şarkıların başka bir biçimde, örneğin rock ya da jazz formunda, yeni bir
anlayışla yorumlanması bir çeşit “müzikal yeniden yazma” yöntemidir. Bugün
dünya müziğinde öyle eklektik oluşumlar vardır ki, “world music” veya “etnik
müzik” gibi isimlendirmeler altında otantiğin teknolojiyle buluşarak farklı
bir sentezin yaratıldığı eklemlenmelere sahiptir. Yalnız burada asıl üzerinde
durulması gereken ve dolayısıyla müziğin de daha derin yönlerini ortaya
çıkaracak olan nokta; bir yandan farklı müzik tarzları arasında doğru
bağlantılar kurarken, bir yandan da kültürel zenginliği ifade eden geçmişin
değerini bilerek üzerine koyulan yeni katkılarla onu geleceğe taşımada sağlam
adımları atabilmektir.
İşte bu aşamada, yıllardan beri arayışları ve idealleri doğrultusunda
ısrarla içindeki müzik yapma isteğini sürdüren, müziği anlama ve icra etme
yolunda ciddi olarak emek sarf eden, samimiyetini kalitesiyle pekiştiren,
yaptığı işten çıkardığı sonuçları bütün insanlarla paylaşan, onları
alıştıkları seslerden bir parça uzaklaştırarak ezberleri bozan, geliştirdiği
düzenlemelerle geleneksel Karadeniz ve Laz ezgilerini rock müziğiyle
birleştirerek yerel olana evrensel açıdan bakabilen, anonim şarkılara kattığı
yorumlara yeni melodi ve enstrümanlar ekleyerek onları bozmadan seslendiren,
kültürel köklerine sahip çıkarak oluşturduğu etnik rock müziğini yurtdışına
taşımaya ve dolayısıyla uluslararası bir müzik kariyeri yapmaya hazırlanan,
her zaman ürettikleriyle görünmeyi tercih eden, müziğin insanı yaşattığına
inanan ve ömrünün yettiği yere kadar kendini söyleyen bir müzisyen karşımıza
çıkıyor: Kazım Koyuncu. İnsana yaklaşım tarzı ve toplumsal sorunlara
gösterdiği hassasiyet, bütünü görebilen sıra dışı kişiliği, aydın ve ilerici
tavrı, hayata bakış açısındaki devrimci duruşunu sanatçı duyarlılığı ve gerçek
“rocker” felsefesiyle destekleyişi, inandığı ve varlığını anlamlandıran
değerlere bağlılığı, yaşama dair istek ve isyanları, vicdan ve adalet duygusu,
yüksek iradesi, ilham aldığı düşleri, çözüm üretme ve daha güzele ulaşma
yolunda gösterdiği yaratıcılık, kısacası aklından ve yüreğinden geçen her şey
onun müziğini belirleyen unsurların başında geliyor. Müziği metinler arası
okumanın sonsuz devinimini ve altüst edici gücünü, Kazım Koyuncu'nun
yerli-yabancı etnik müzikleri dinleyip irdeleyerek oluşturduğu yoğun müzikal
birikimiyle, kendi kültürünü Batıyla harmanladığı parçalarındaki yaşanmışlık
hissiyle ya da geniş kitlelere ulaşan şarkılarında d ünle bugün- bugünle yarın
arasında gidip gelen bilinçli bir yeniden üretim anlayışıyla olduğu kadar,
taşıdığı muhalif kimliği yaptığı müziğe yansıtışındaki açıklıkla da görmek ve
hissetmek mümkün. Yüzyıllardır var olanı kendine göre yorumlayarak ona özgün
enerjisini katmıştır sevgili Kazım. Peki ya derindekiler, o kısa zamanda
görülemeyenler? Artık sonsuza dek gizemini koruyacak birer soru işaretidir
onlar:
“Yeni bir şeyler yapmak gerek, çalışmak gerek. Cesur, yürekli. Sesi
yükseltmek, çoğaltmak, müzik gerek… Şarkılar politikadan, kurumlardan,
sistemden daha güçlüdür. Hayatın sonuna kadar kalabilirler, temizdirler
ve birçok güzel şeye sebep olabilirler… Müziği sadece sahnedekiler
yapmaz, eğer anlamlı ve güzel bir şeyler yapılacaksa bu hep beraber
olacak, kimse seyirci kalmayacak… Müzik hayatım boyunca içimden gelen en
güzel şeyleri yaratmak, onları en güzel halleriyle sizlere ulaştırmak,
paylaşmak istedim. İnanın en büyük amacım buydu. Üretebildiklerimi,
üretebildiklerimizi sizlerle paylaşmak, çoğalmak. O seslerle, şarkılarla
birlikte bir sevgi yaratmak ve o sevgiyi her yere taşımak… O kadar güzel
müzikler çalıyor ki aklımda, ruhumda. Hayal edebiliyorum üstelik onları
sahnede. Sanırım dönüşüm muhteşem olacak” (Kazım Koyuncu 2004-2005: www.kazimkoyuncu.com).
Müzikal kariyerine 1991'de Ali Elver ile birlikte kurduğu “Dinmeyen”
müzik topluluğu ile başlayan Kazım Koyuncu, 1993'te Mehmedali Barış Beşli ile
beraber dünyanın ilk ve tek Lazca rock topluluğu olan “Zuğaşi Berepe”yi kurar.
1996'da Dinmeyen'le Sisler Bulvarı albümünü çıkarır ve grup kısa bir
süre sonra dağılır. Zuğaşi Berepe ile de, 1995'te Vamişkunan ve 1998'de
Bruxel Live ile İgzas albümlerini yaptıktan sonra yollarını
ayırır. 2000 yılında bir türküler albümü olan Salkım Söğüt 2 adlı ortak
çalışmada, 2002 yılında da Yavuz Çetin anısına hazırlanan Gitarın Asi
Çocukları 'nda yer alır. İlk solo albümü olan Viya 'yı 2001'de,
ikinci solo albümü olan Hayde 'yi ise 2004'te yayınlar. Yine 2004 yılı
içerisinde, Grup Patika'nın Aşk Beni Büyütmedi albümüne bir şarkı ile
destek verir. Bu arada televizyon dünyasına da yönelerek, 2002'de “Gülbeyaz”
ve 2003'te de “Sultan Makamı” adlı dizilerin müziklerini yapar.
Grup Dinmeyen'in ilk ve tek albümü olan Sisler Bulvarı, “
serüvenlerinin farkında olmayanlar, nereye yol aldıklarını bilmezler ”
sloganıyla müzik yolculuğuna çıkan, özgün-protest tarzıyla popülizmden uzak,
gayet hoş bir çalışmadır. Atilla İlhan'a ait iki şiirden yapılan Askıda
Yaşamak ve Sisler Bulvarı adlı şarkılar, şiir-şarkı sözü uyumu
tartışmalarına olumlu bir açılım getirmektedir. Üç Kız Bir Ana ve
Dam Üstüne Çul Serer isimli halk türküleri, yeni müzikal motiflerle
örülmüş ve akustik gitar, yan flüt, perküsyon gibi Batı enstrümanlarının
katılımıyla yapılmış modern düzenlemeleri ile dikkat çekicidir. Birer yeniden
yorumlama örneği olarak metinler arası ilişki sayılabilecek bu iki parçanın
yanı sıra, enstrümantal bir beste olan Martı 'nın içerisinde elektrik
gitarla yapılan ve jazz rock doğaçlamalarını andıran kısa melodik altyapı da
türler arasındaki metinler arası geçişi gösteren önemli bir örnektir. Ülkem
'de, elektrik gitarla birlikte baterinin de sesi duyulur. Zuğaşi Berepe
ise, sözü Lazca, müziği rock'n roll tarzında şarkılar yapar. “ Dünyanın tüm
denizlerinin çocukları olmak isteyen ” grup, etnik öğeleri dilde
yoğunlaştırarak yalnız Avlaskani Cuneli 'de tulumu yerel bir saz olarak
akustik gitar, elektrik gitar, davul ve klavyeyle yan yana kullanmış,
müziğindeki Batılı modernizasyonla evrensel yaratıma ulaşmış ve piyasalaşmadan
sürecini tamamlamış bir gruptur. İlk albümleri olan Vamişkunan, Lazca sözlü
rock müziğin yer yer punka dayandığı bir gelişim gösterir. Rocktaki radikal
çıkış, sert söylem ve isyanla birlikte sevgiyi de barındıran dinamizmin,
kalıpları olmayan ve her şeyi sorgulayan punkın şiddet içermeyen anarşizmi ile
buluştuğu bu albüm, Doğu Karadeniz insanının coşku dolu enerjisini de gayet
iyi ifade eden bir sentezdir. Avlaskani Cuneli , Golas Empula Yulun
ve Yeşili Kamyoni gibi anonim Laz türkülerinin farklı ve sağlam
düzenlemelerle modernleştirilmesi, ortaya çıkan yeni müziklerin ritmik
temposunu hayli artırmakta ve yine müzikte metinler arasılığın tipik
örneklerini sunmaktadır. Vamişkunan'da elektrik ve akustik gitarlar ile davul
partisyonları eşliğinde söylenen Golas Empula Yulun 'un tulum, kemençe,
çonguri gibi sazlarla daha otantik şekilde çalınan halini ise, Salkım Söğüt 2
albümünde dinlemek mümkündür. İkinci albümleri olan İgzas, teknik anlamda daha
da bilinçlenen grubun müzikal grafiğinin de buna bağlı olarak hızla
yükseldiğini gösteren yine emek dolu bir çalışmanın ürünüdür. Vokallere göre
elektronik altyapının (özellikle Jimmy Hendrix'i anımsatan tınılarıyla
distortion gitarın) ve dolayısıyla müziğin daha fazla ön plana çıktığı,
soundunun rock müziğin türleri arasında melodik bir zenginlik yaratarak
ilerlediği, dilde yine Lazca'nın ağırlık kazandığı kültürel bir misyonun yanı
sıra sıkı bir rock albümü olma özelliğini de taşımaktadır. Ka Tun Mita
Xendasoç adlı Hemşin türküsü, hem dili hem de müziğine ortak ettiği tulum
tınılarıyla elektrik gitar, bateri ve perküsyonun yarattığı canlı rock
ritimlerini gelenekle birleştirerek metinler arası bir ilişki meydana
getirmiştir. Türkünün bir başka versiyonu, yıllar sonra Viya'da ortaya
çıkacaktır.
Düzenlemenin müzikteki öneminin farkında olarak melodik altyapı ve
enstrüman bazında otantik müziğe getirdiği bir takım yeniliklerle daha modern
tarzda onları yorumlayan Kazım Koyuncu, solo albümleriyle de yerellikten
evrenselliğe uzanan yoldaki arayış ve ideallerini sürdürmüş, bu anlamda
kendini hiçbir zaman yeterli görmemiş ancak hedeflerini her seferinde biraz
daha aşarak ulaşmak istediği noktaya yaklaşma başarısını göstermiştir. Çok
yönlü düşünen, yeniliklere ve değişime açık bir insan olarak, önce kentli ve
sonra da dünyalı bir müzikal kimliği yaratmaktır asıl amacı. Gerçekten
başarılı bir gitar virtüözü olmasının yanında, Batı formatındaki
emprovizasyonlarıyla, bölge müziğindeki yerel unsurları sıkışık kaldıkları dar
alandan kurtararak gelişime açık bir hale getirmiştir. Onun müziğindeki çok
anlamlılık, geleneksel sazları çalma tekniğindeki farklılıktan armonideki
motif aktarımı ve değişimine, esinle doğan yeni bir algının yeni bir bağlamda
yeni bir sanatsal yaratıya dönüştürümüne kadar hep sonsuz sayıda
gelişmektedir. Bu da Kazım Koyuncu müziğinin disiplinler arası
değerlendirilişinde, metinler arasılığı birinci derecede önemli ve belirgin
kılan unsurlardan biridir.
İlk solo albümü Viya, kendisiyle baş başa kaldığı ve içsel
birikimlerini teknik anlamda yaptığı katkılarla deneyimlediği, Kazım'ın
ifadesiyle “ yalnız, ne olduğu tam belli olmayan ama işaret veren ” bir
çalışmadır. Ne tam bir Laz müziği, ne de bütünüyle modern bir müzik. Bunlardan
çok daha zorunu başararak, Laz müziğine kendi tarzıyla yeni bir şeyler
kazandırmıştır. Bu tarz, yıllardan beri ruhunda var olan rock duygusu ile
kültürel köklerinin getirdiği genetik kodların sihirli bir karışımıdır âdeta:
“Etnik üstü az modern”! Vokallerin ağırlıkta olduğu; tulum, kemençe, kaval
gibi Doğu Karadeniz'e özgü otantik sazlar ve akustik gitar, perküsyon, flüt,
keman gibi modern enstrümanların öne çıktığı; darbuka, bendir, erbane ile ritm
yapısı renklendirilmiş; elektrik ve bas gitarların daha etnik formda müziğe
katıldığı bir “world music” anlayışı kuvvetle hissedilir. Geleneksel Laz
düğünlerinin vazgeçilmez türkülerinden ve aynı zamanda Artvin'e özgü bir halk
oyununun adı olan K´oçari , tulum ve kemençenin coşturan sesine Kafkas
kökenli koltuk davullarının gümbür gümbür eklenmesiyle müthiş hareketli ve
neşeli bir halk şarkısına dönüşmüştür. Sosyal içerikli, protest bir anonim
parça olan Domivamis 'te de, erbanenin ritim ve ses yönünden aynı
etkiyi yarattığı söylenebilir. Elektrik gitarın metal tarzdaki aralıklı giriş
çıkışı ve kavalın inceliği ise ayrıca dikkate değerdir. Bir Megrel halk
şarkısı olan Ou Nana , bas ve akustik gitar ile keman ve viyolanın
duygu yüklü hüzünlü tonlarında minik vurmalı katkılarıyla gezinir. Yine
vurmalı sazların kaval ve bas gitarla birleştiği ancak bu kez neşe dolu
hareketliliğiyle insanı coşturan bir başka parça, sözü ve müziği Hasan
Helimişi'ye ait Nçaiş Birapa (He Yana) 'dır. Bir Megrel halk şarkısı
olan ve Kazım Koyuncu'nun geniş kitlelerce tanınmasında önemli bir paya sahip
Didou Nana , çok naif ve romantik bir aşk şarkısıdır. Akustik gitar ve
yan flütün muhteşem uyumuyla birleşen kadife tonlarında duygusal ve yakıcı bir
sesin içten ve samimi yorumu, alır götürür insanı. Sanatçının kendi deyimiyle
“ sözleri bu kadar anlaşılmayıp da bu kadar anlaşılan ” bu güzel parça,
müziğin dilinin evrensel olduğunu bir kez daha kanıtlar. Salkım Söğüt 2 adlı
albümde de, bu esere rastlamak mümkündür. Kazım'ın Viya'sındaki Ka Tun Mita
Xendasoç , Zuğaşi Berepe'nin İgzas'ındaki rock yorumundan biraz daha
farklı bir düzenlemeyle çıkar dinleyicilerin karşısına. Oradaki elektronik
ağırlıklı altyapı, burada yerini vurmalılar ve tulum gibi renk sazlarının
yoğunluğuna bırakmış gibidir. Derinden gelen bas tınılarının da müziğe
katılımıyla bir yeniden yorumlama daha yapılmıştır. Her iki albümdeki
yorumlama tarzları da, şarkının orijinalindeki dinamizmi değiştirmeden daha da
ileriye götürmektedir. Anonim bir parça olan Gyuli Çkimi gitar, flüt ve
perküsyonun yumuşak tonlardaki uyumuyla hüznü yakalarken; sözü ve müziği Hasan
Helimişi'ye ait Sarpi Moleni, akordeon ve basın uyumlu birlikteliğine
perküsyonun da katılmasıyla ritmik bir bütünlüğe ulaşmaktadır. İlhan
Yabantaş'ın söz ve müziğini yazdığı Ateşlerde ve Ben ise,
Kazım'ın bir zamanlar Dinmeyen ile başlayan özgün-protest tavrını yıllar sonra
bir kez daha açığa çıkaran güçlü şarkılar olarak dikkate değer çalışmalardır.
Tüm insanları kucaklayan bir sevgi paylaşımı, aydınlanmış bir
özgürlük, her şeye rağmen hayatın bir anlamı olduğu bilinci, kültürel anlamda
eskinin değerinin farkındalık ve sorumluluk duygusuyla ilerleme, Kazım Koyuncu
müziğinin tasarımını şarkıların bireysel sınırlarını aşan oldukça kapsamlı ve
bütüncül bir dizgeye taşımıştır. Bugün yıllar öncesinin otantik halk
şarkılarına aynı geleneksellik hissini veren yeni notalar yazabilmesi, söz
konusu yeniden yaratma eyleminin ne kadar yerinde kullandığının doğal bir
sonucu olduğu gibi, Karadeniz müziğinin ilerleyişi açısından da büyük bir
sıçrama noktasıdır. Yola çıkışı belki yaşanmış bir an, bir özlem duygusu veya
dinlediği eski bir türküden belleğinde kalanlardır ama o yolda asıl ilerleyişi
dünyaya, hayata ve müziğe bakışındaki sosyalist kimliğini birikimleriyle
destekleyen sürekli daha yeniye ulaşma isteği ve bitmeyen arayışları
olmaktadır. Yüzyıllarca yerel enstrümanlarla söylenen türküleri teknik bir
modernizasyondan geçirip –ama asla bozmadan ve yozlaştırmadan- Batılı
enstrümanları da devreye sokarak daha kaliteli ve yeni bir altyapıyla tekrar
yaratmıştır. Metinler arasılık yönünden bakıldığında, bir metin üretici olarak
Kazım, kendi metni ile diğer metinler arasında açık ya da kapalı bağ kurarken,
elbette o metnin anlamsal yayılımını da amaçlamaktadır. Onun müziğini dinlemek
için emek sarf eden, düşünen, sorgulayan, dikkatli bir metin tüketici/
dinleyici, o müzikal metinde varlığı bilinen diğer metni çözebildiği oranda bu
anlamsal yayılımı fark edecek ve daha derinlere inebilme şansını
yakalayacaktır. Bir yorumcu olarak yöneldiği müzikal olgunun içine girmeye ve
içeriden onu bir kez daha hissetmeye çalışması, aynı besteyi küçük motif
değişiklikleriyle farklı şekillerde çalabilme zenginliğini sağlamıştır ona.
Belli bir kültüre yönelik etnik müzik yapması, oluşturduğu yeni metnin geniş
kitlelerce tam ve doğru anlaşılması açısından ciddi bir değişikliği de
beraberinde getirmektedir.
İkinci solo albümü Hayde, yeniden rocklaşan bir sounda yaklaşıldığının
habercisidir âdeta. Akustik gitarın yanında elektrik gitar ve baterinin
ağırlık kazandığı, tulum ve kemençenin geliştirilmiş çalınış stilleriyle hemen
fark edildiği, klarnet gibi bir sazın Karadeniz müziğinde ilk kez görüldüğü,
akordeonla birlikte Kafkas-Gürcü müziğine ait garmon, panduri, doli, salamuri
ve dabali bani gibi enstrümanların da renk kattığı, bağlamadan kemana,
perküsyondan asma davula kadar çok geniş ve zengin bir kültürel mozaik meydana
getirilmiştir. Kazım'ın “ daha beni anlatıyor, yapmak istediğim asıl müzik
noktasına çok yaklaştığımı hissediyorum ” dediği bu çalışma, modernin yeni
tekniğiyle otantiğin gelenekselliğini kendi müzisyenliğinin olgunlaşmış
potasında harmanlamaktadır. Onda Bob Marley'in eğlenceli reggae havasını,
vurmalıların sert ritminde Madness'in punk-ska tarzını veya skayı rockla
birleştiren Beatles'in hızlandırılmış reggaesinin tınılarını Karadeniz müziği
konsepti içerisinde yakalamak olasıdır. Kayıtların konser performansına yakın
bir soundda gerçekleştirilmesi, albümü daha coşkulu, ritmik ve tempolu
kılmıştır. İki enstrümantal beste vardır: Gülbeyaz ve Uy Aha .
İlki aynı adlı televizyon dizisinin jenerik müziği, ikincisi de yine aynı
dizinin içerisinde kullanılan anonim bir düz horondur. Maçkalı Hasan Tunç'a
ait Ben Seni Sevduğumi , akustik gitar ve kemençenin içli sesleriyle
mükemmel kaynaştığı; hüzünlü, romantik, insanın içini acıtan sözlerinin şu
anda daha etkili olduğu, söylerken yaşanan bir parçadır. Mustafa Sırtlı'ya ait
bir Doğu Karadeniz türküsü olan Narino , bas ve elektrik gitar ile
perküsyona eşlik eden kemençenin tempolu kıvraklığıyla olağanüstü bir hareket
kazanmaktadır. Bir Hemşin şarkısı olan Ella Ella , seslendirmede back
vokalle başlayıp Kazım'ın devreye girmesiyle artan hızı, müzikal altyapıda da
kaval ve kemençeye katılan elektrik gitar, bateri ve perküsyonun mükemmel
performansı sayesinde ritmi iki katına çıkarak âdeta uçuran elektronik
armonisiyle dikkat çekicidir. Megrel halk şarkısı Tsira ise, sanatçının
ilk albümündeki Didou Nana'nın melodik duygusallığını hatırlatan, onun gibi
hüzünlü ve insanın ruhuna işleyen bir aşk şarkısıdır. Şarkıyı yürekten
hissederek okuyan Kazım, akustik gitarının yumuşak tonuyla da bu samimiyetini
desteklemekte; düzenlemede kendisine ara ara katılan keman ve akordeon da o
müzikal ruhu aynı frekansta yaşatmaya devam etmektedir. Doğu Karadeniz'in
anonim türkülerinden biri olan Gelevera Deresi , sözlerindeki yürek
burkan havayı müziğinde de akustik gitar ve kemençenin ağır tonlardaki zarif
uyumuyla pekiştiren bir yapısal bütünlük içerisindedir. Anonim Laz
şarkılarından oluşan Potpori (Horonlar) , tulumun dayanılmaz cazibesini
klarnetin duyguları harekete geçiren sesiyle en üst düzeyde vurgulayan ve
ritmi tutan asma davulla beraber coşkulu bir müzikal sentez denemesidir.
Karadeniz'in en bilinen türkülerinden olan, sözü ve müziği Ömer Akpınar'a ait
Asiye , viyola ve çello ile iki keman ve gitara göre yapılan modern
düzenlemesiyle yepyeni bir tazelik kazanmıştır. Yine aynı yöreye ait anonim
bir türkü olan Fadime , özellikle girişindeki muhteşem elektrik gitar
solosuna parça boyunca bas, bateri ve perküsyonun kemençe ile yarışa girecek
güzellikteki katkıları sayesinde, rockın armonik dokusunda işlenmiş modern
düzenlemesiyle Kazım'ın bir etnik rock müzisyeni olduğunu her haliyle
gösteren, çok kıvrak bir horon şarkısıdır. Bir başka anonim türkü olan
Denizde Kararti Var , introsundaki klarnet solosuyla Karadeniz müziğinde
bir ilke imza atmıştır. Ses açısından tulumla klarnet arasındaki mükemmel
birliktelik, yürek yakan bir duyguya sürükler insanı. Akustik gitar ve
kemençenin de duygulu katılımıyla, giden sevgilinin ardından söylenebilecek en
hüzünlü aşk şarkısı olup çıkar. Albüme adını veren ve Rize-Pazar'a ait anonim
bir türkü olan Hayde , daha ilk saniyelerden itibaren ayağa kalkma ve
hareket etme hissini verir. Sözlerdeki gidişi destekleyen akıcı bir melodik
düzenlemeye sahiptir. Akustik, bas ve özellikle elektrik gitarın ağırlıkta
olduğu parçanın ortasında, aslı gibi otantik hissi veren öyle orijinal bir
tulum solosu vardır ki, Kazım Koyuncu tarafından bestelenmiş bir ezgi olduğu
ilk bakışta anlaşılmaz. Değeri de buradan gelir aslında, sanki o türkünün
içinde yüzyıllık bir melodiymiş gibi durur. Tam da Kazım'ın istediği gibi, “
gizli, küçük ama çok önemli bir müdahale ”dir bu. Tulumun yanı sıra,
yine şarkının arasındaki elektrik gitar partisyonları da eklendiğinde, müziği
metinler arası okuyabildiğini ifade eden çok dikkat çekici bir detaydır o
notalar! Selimina , girişindeki geleneksel destanla farklı bir özellik
gösterirken; Mohevis Kalo ise, hem bir Gürcü halk şarkısı olması
yönünden o kültürün enstrümanlarını da beraberinde getirdiği için, hem de
introsundaki polifonik koronun heyecan uyandıran hızlı temposuyla
Trabzon-Tiflis hattının son ayağı olmuştur.
Bir “rocker” olarak Kazım Koyuncu, kişiliğindeki “rock'n roll” ve
özellikle “punk” duygularıyla hareket ederken, Karadenizli kimliğinin etnik
vurgularından da yararlanan bir eğilim göstermektedir. Onda rockın ruh
ağırlıklı, canlı ve ritmik sesinden dünyadaki sorunlar ve çözüm yollarıyla
ilgilenen muhalif duruşuna, Chuck Berry'in sahnedeki ördek yürüyüşünü
anımsatan şovlarından Bob Dylan'ın protest folk tarzına, Beatles'in radikal
çıkışlarından Çiçek Çocukların aşk ve barışı öğütleyip şiddeti kesinlikle
reddeden entelektüel insancıllığına kadar çok geniş bir açılımı bulmak
mümkündür. Vazgeçemediği punk duygusu da, bozuk düzene karşı çıkarak cesaretli
olmayı vurgulayan, soru soran ve kalıpların olmadığı bir ölmez felsefeye
dayanmaktadır. Altyapıda tarzını belirleyen protest-rock-elektronik müzikler
gibi bir karışımın üzerine inşa ettiği etnik müzik anlayışı ise, tıpkı
Beatles'in İngiliz halk müziğiyle rockı orijinal bir şekilde harmanlaması
gibi, müzikal tarihe “Laz rock” olarak geçen Laz müziğinin rock tabanında
yorumlanması şeklinde ifade edilebilecek bir kavramın yaratıcısı olma sıfatını
getirmiştir kendisine. Örneğin İgzas ve Hayde'ye göre daha otantik
sayılabilecek Viya albümünde rock tınıları olmasa bile, içindeki rock
felsefesini yakalarsınız. Çünkü genel olarak Kazım'ın müziği, içerik ve biçim
açısından -açık ya da kapalı- rock duygusunun farklılığıyla örülüdür. Yaşamın
temelinde etnik müzik olduğuna inanan ve her türlü etnik müziğe yakın duran
bir müzisyen olarak, evrensel bakış açısıyla Laz şarkılarını dünyaya duyurmaya
çalışır. Bunun için de, geçmişte yapılmış olanla şimdi yapmak istediklerini
bir araya getirerek gelenek-modernite bağlamında bir yeniden yaratımla
metinler arasılaştırır. Ritmin kurgusunu değiştirmek, parçaya göre ritmi
hızlandırıp ağırlaştırmak, enstrümanlara yeni akorlar yazmak, riff denilen ve
bir enstrümanın üst üste tekrarladığı kısa notaları karşılayan motifler
üretmek gibi kültürel yeniden okumalarla, metnin/ parçanın topluma
aktarımındaki anlaşılabilirliği yükseltir. Ancak bunu hiçbir zaman bir montaj
veya aranjman şeklinde yapmaz. Asla yozlaştırmadan uyumlu, bütünsel ve sürekli
bir yeniden üretimdir amacı. Kendi tarzı ve kişiliğiyle müziğe bir şeyler
kazandırarak onu çok yönlü yorumlayabilmeye açık bir konuma getirir. İçinden
çıktığı yörenin ritmik ölçüsü de bu girişimi başarıyla gerçekleştirmesinde
kendisine yardımcı olur. Karadeniz ve Laz müziği, farklı ritim ve melodi
yapısıyla dikkat çekicidir. Aksak ritim denilen, 5/8 ya da 9/8 lik vuruşlarla
yazılmıştır. Bir ritim kalıbında vurguların her zamanki yerlerinde değil de
farklı yerlerde vurulması anlamına gelen aksak ritim insanın dikkatini
uyandıran, tempo tutturan, teknik yaratıcılık ve konsantrasyon gerektiren,
dinamiği yüksek, sadeliği ile akılda kalıcı bir özelliğe sahiptir. Klasik Türk
müziği ve halk müziğinin ölçülerinden biri olmasıyla birlikte, dünya müziğinde
de bilhassa jazz ve progressive metal davulcularının sıklıkla kullandığı bir
ölçü olan aksak ritim, işte bu yönüyle evrensel müzik anlayışına da uygun
düşmektedir. Kazım Koyuncu, ölçü-motif-enstrüman bazında gelenekten
yararlanırken aslında zoru başarmaktadır. Çünkü bu tamamen bir yaklaşım,
yöntem ve işleyiş sorunudur. Var olan malzeme ile doğru ilişki kurabilmek, hem
ilerici ve yenilikçi bir sanatçı olmakla hem de kendi olanaklarındaki
zenginlikle ilgilidir. Geleneksel olanı bugünü anlamak için özenle kullanarak,
çağdaş bir yorumla değerlendirir. Bugüne dek pek çok uygarlığın gelip geçtiği
bu topraklardaki zengin etnik ve kültürel kaynaklara yönelip her müzikten
ölçülü bir şekilde faydalanarak oluşturduğu duyarlı tavır -müzikteki farklı ve
ciddi arayışlarının sonucu olarak- müzik endüstrisinin dayattığı biçimlerden
ve ticarî kaygıdan uzak durarak mütevazı ve muhalif kimliğini koruyan, tüketim
zihniyetine karşı çıkan, kalıcı ve özgün bir deneyim olmuştur her zaman.
İnsanların hayata bakış açılarına derinlik kazandıran bazı durumlar
vardır. Yaşanan her şey, bireyin kişiliğine yeni olgular katarak birikimlerini
genişletir. Hayat tecrübesi çoğaldıkça, müzikteki ifade gücü de artar. Kazım
bunu notalarla olduğu gibi, hayal gücündeki çağrışımların zenginliğiyle de
dile getirmektedir. Örneğin, kendi adını taşıyan internet sitesine eklenen
akorlar için sorulan “ hangi müzik hangi simgelerle beliriyor gözünün
önünde ” gibi bir soruya verdiği yanıtlar, ondaki romantik duygusallığın
şiirsel bir ifade gücüyle sunulması açısından hayli dikkat çekicidir. Didou
Nana: “ Bir uçurumun başında bedeninin çizgilerini gizleyemeyen ince
geceliği ve rüzgârda uçuşan uzun saçlarıyla siyah-beyaz elle çizilmiş bir kız
resmi, renkli olan tek şey kıpkırmızı pabuçları ”. Denizde Kararti Var: “
Yoğun köpüklerle boğulan bir dalga ama o da elle cizilmiş ya da bir kâğıt
gemi ”. Ben Seni Sevduğumi: “ Sırt sırta oturan, birbirinden
ayrılamayan ama küs bir çiftin gölgesi geldi gözümün önüne ”. Narino: “
Aklıma horon geliyor, oynamak geliyor. Horon oynayanları görüyorum ama
belirsiz yüzleriyle yani sadece gölgeler gibi ”. Tsira: “ Kıpkırmızı
bir gül ”…
Kazım Koyuncu'nun dünyalı bir müzisyen olarak yapmak istediği, sadece
Karadeniz kökenli bir müzik tarzı değildir. Laz kültürünün elbette ciddi bir
yeri vardır üzerinde ama en doğru müziği yapma konusunda bu kültüre kattığı
yeni değerler de ağırlıklı olarak kendini gösterir. Dışarıda o müziği taşırken
içeride de başka bir şeyleri o müziğe taşımak, her ayrıntıda bir renk görmek
ve bunu yansıtmaktır amacı. Aklında ve ruhunda hayata karşı söyleyeceklerini,
müzik adına biriktirdiklerini türküden klasiğe, rocktan jazza kadar geniş bir
yayılım alanında sürekli yeni, farklı bir şeyler deneyerek “ dünyanın her
yerinde dinlenebilir olma ” gibi evrensel bir paydada buluşturmayı
amaçlar. Bütünün estetik yapısına bağlı kalarak, teknik anlamda minik parçalar
halinde yaptığı katkılarla doğru-düzgün bir modernleşmeye ulaşır. Otantik bir
şarkının asıl armonisine müdahale etmeden, düzenlemede çeşitli sesleri bir
araya getirip melodileri çoğaltarak sanki asırlardır o parçada çalınıyormuş
gibi koyabilmek için ciddi anlamda emek verir. Çünkü ona göre önemli olan
sestir ve geliştirdiği özgün metotlarla o sesi bulmaya çalışır. Bulduktan
sonra, daha da güzel çıkarmak için gerçekten “olması”nı bekler. Sesi yaratıp
yaşatan biraz da ilhamdır. Kazım'ın içinde sürekli koruduğu heyecan ve
şiirsellik, tıpkı jazzdaki “swing” duygusu gibi, müziğindeki ahengi ve
paylaşımı ortaya çıkarır. Dinleyiciyi harekete geçirerek, müziği birlikte
yapma ve dans etme arzusunu aşılar. Aklına gelen çeşitli temalar, müzikal
düzenlemeye destek olur. Tasarladığı ve anlık yarattığı bu temaların üzerine
beste inşa edip varyasyonlar yazarak emprovizasyonunu geliştirir. Kemençenin
ve tulumun yanına akustik-elektrik-bas gitarları, bateriyi, perküsyonu alır.
Klarnet, keman, akordeon, garmon, bağlama, asma davul, erbane gibi diğer
sazları da bu özel karışıma ekleyerek, hedeflediği müziğe o enstrümanların da
çalınış stilleriyle özgün bir şeyler katmalarına uğraşır. Geleceğe yönelik
idealleri vardır: Bilgisayar destekli ve biraz daha elektriklenmiş bir rock
sounduyla, belki trompet ve saksofonların da devreye girebileceği, ritmin
sağlam olduğu, elektrogitar sololarının yanında tulum sololarının da devam
edeceği, artan geri vokallerle zenginleştirilmiş, hem şiirsel özellikler
taşıyan hem de senfonik karakteri olan, Karadeniz'in müzikal hareketliliğini
dünya kulağıyla hayata katabilecek çok sesli bir senfoni orkestrası meydana
getirebilmek!
Yurtiçi ve yurtdışında verdiği sayısız özel konser ile Hey Gidi
Karadeniz kapsamındaki ortak konserler, bu ideallerini gerçekleştirebilme
anlamında birer laboratuar deneyimi sunmaktadır kendisine. Çoğunlukla ritmik,
canlı, tempolu öğelerle kurulu ve hem sahnedekilerin, hem de seyircilerin
şarkı söyleyerek eğlendiği Kazım Koyuncu konserleri, müzikteki sevgi unsurunu
ön plana çıkararak –ki kendisi de bu sevgiyi yaratmak ve büyütmek gayretiyle
onu daha da yükseltmek için şarkı söylemektedir- güzel şeyler yapabilmek adına
ortak birliktelik ve paylaşımı en üst düzeyde yakalayan ortamlardır. Sanatçı,
albümlerindeki parçaların yanı sıra başka örneklere de yer verir. Şarkılar
arasında geçişi sağlayan taksimler, enstrümanların solo yahut birbirleriyle
yaptıkları uyumlu doğaçlamalarla göz alıcıdır. Geri vokallerin eşliği, aynı
tonun bir oktav altı ya da üstü biçiminde olabildiği gibi tamamen farklı
tonlarda da olabilmektedir.
Evun Alti Arpaluk , tulumla başlayan girişi ve arada asma
davulla yapılan tek vuruşluk ritim tutuşlarıyla sadece konserlerde söylenen
parçalardan biridir. Bazen tulum solo arada yapılır ve hemen arkasından ondan
da daha uzun bir elektrik gitar solosu gelir. Perküsyon ve baterinin
katılımıyla sanki bir rock parçasının havası sezilirken, tulumun İskoç (Kelt)
müziğindeki gaydayı anımsatan sesine kemençenin eklenmesiyle müzikteki etnik
öğeler rockla buluşmuş olur. Anan Var Midur , Kazım'ın akustik gitar
solosuyla başlayan, alttan alta elektrik gitar tınıları duyulurken, diğer
yandan da kemençe, bateri ve perküsyonun varlıkları sezdirilen bir şarkıdır.
Turki Deyurum Sana , kemençe ağırlıklı akustik gitarla başlar. Tulum,
perküsyon ve baterinin katılımıyla devam eder. Arada bas ve elektrik gitarın
seslerini duymak keyiflidir. Vokaller ve horon figürü, zaten hareketli olan
parçayı iyice renklendirir. Sahnede, tüm hareketleriyle sanki bir rocker ve
grubu vardır. Seyircilere bakıldığında da, rockçısından horoncusuna herkesin
bir arada farklı şekillerde sallandıkları görülür. Ordunun Işıkları 'nda,
gitarı çalış şekli ve hareketleriyle yine tam bir “rocker”dır Kazım. Şarkı çok
hızlı ve tempolu olduğu için kemençe de akustik gitarın süratine ayak
uydurmuş, ritmi tutan baterinin sertliği de üzerine eklenince, parça baştan
sona elektronik folk ya da etnik rock denilebilecek bir havaya bürünmüştür.
Oy Oy Güzelum , elektrik gitarla birlikte bateri ve perküsyon katkılı,
tulumun sesinde bir gayda havasının hissedilebilecek kadar coşkuyla çalındığı
ve yine horon figürleriyle süslenmiş bir parçadır. Anam Deyi Ki Bana ,
açılışı bateri-perküsyon-tulum şeklinde olan ve kemençe-elektrik gitar-basla
devam eden oldukça ritmik bir şarkıdır. Yenge Kizun Bir Tane , elektrik
gitarla uyum içindeki bateriye katılan kemençe ile yapılan üçlü düzenlemenin
yanı sıra, aradaki kemençe solosuna eşlik eden baterinin peşinden sahnedeki
tüm enstrümanların yeniden katılımıyla renklenen bir etnik rock örneğidir.
Rap Atma , akustik gitar-bateri-kemençenin seri, hızlı ve uçuran
temposuyla tipik bir rock parçasıdır. Arada yine kemençe eşliğinde bir horon
figürü de yer alır. Divane Âşık Gibi , otantik halini büyük ölçüde
koruyan parçalardandır. Modern katkılar sadece bateri ve elektrik gitarla
yapılmıştır. Derule , Kazım'ın yorumuyla başlayıp baterinin ritmik
vuruşlarıyla hızlanan, vokallerin katkısının dikkat çekici olduğu ve elektrik
gitarın yoğunlaştırılmış vurgusuyla sona eren bir şarkıdır. Atabarı ve
Cilveloy 'da da, yine rock duygusunun etkili olduğu süratli ve dinamik
bir tempo söz konusudur. Kemençe, bateri, elektrik gitar, tulum ve perküsyon
birbirlerine başarıyla harmanlanmışlardır.
Kazım Koyuncu konserleri, albümlerdeki parçaların minik versiyonlarla
değişmiş şekillerini de dinleyicilerle buluşturur. Tulum ve asma davulla
başlayan, davul ve baterinin ritmik alışverişiyle tek ve kısa vuruşlardan
hızlı ve tempolu vuruşlara geçen, kemençenin de katılımıyla tatlı bir rekabete
dönüşen Avlaskani Cuneli 'de, aradaki horon figürü ve vokaller dikkat
çekicidir. Nçaiş Birapa 'nın elektrik gitar ve bateri ile başlayan
introsu, kemençenin de katılımıyla müzikal anlamda armonik yapıyı doruğa
çıkarır. Parçanın sonuna kadar bateri ve elektrik gitarın ağırlığını koruması,
ancak bazı temalarda da kemençenin ön plana çıkması Laz rock formunun tipik
bir sonucudur. Kendi deyişiyle “ bir horon şarkısı olan ve söylemekten en
zevk aldığı ” Fadime , girişindeki ağır elektrik gitar introsu ve
ona eşlik eden kemençeyle etnik rock anlamında insanı başka bir boyuta taşır.
Bateri ile hızlanan parça, horon figürleriyle de renklendirilmiştir. Kazım
âdeta bir rock yıldızıdır. Sesindeki yerine göre yumuşayıp sertleşen ton,
enstrümanlarla uyum açısından müthiş bir denge kurmaktadır. Kemençe ile hız
yarışına giren elektrik gitarın baskılı geçişleri, bateri, perküsyon,
sahnedeki herkes ve seyirciler sanki uçacaklarmış hissi veren çok tempolu bir
dinamizm içerisindedirler. Ella Ella , solo yorumun vurucu gücüyle
başlayıp tulumun ve kemençenin güçlü sesleriyle devam eden, ritmi tutan
bateri, bas, elektrik gitar ve perküsyonun hızlı ve dinamik performansıyla bir
başka etnik rock örneğidir . Didou Nana , Kazım'ı Kazım yapan
unutulmazlar arasındaki en duygusal zirve şarkıdır. Gözleri kapalı, gerçekten
duyarak ve hissederek okur parçayı. Parçanın girişindeki muhteşem solo yorumun
arkasından usulca duyulan hafif akustik gitar tınılarının yanı sıra, özellikle
Yedikule konserinde, geri vokallerin de Barok dönemi lirik korolarını hatta
eski Yunan'daki kilise korolarını hatırlatırcasına etkili olduğu görülür.
Enstrüman olarak baştan sona Kazım'ın gitarı vardır yalnızca, o da ara sıra
girer devreye. Konserlerinde pek sık okumadığı halde ondaki yerinin çok özel
olduğu bilinen Tsira , Kazım'ın yine duyarak ve zaman zaman gözleri
kapalı söyleyip çaldığı bir parça olmakla birlikte, akustik gitara ara ara
katılan kemençe sesiyle de ilgi çekicidir. Ou Nana , tamamen solo
performansın başarılı yorumuyla örülmüş, geri vokallerin yine Antik ve Barok
dönemi korolarını çağrıştırdıkları ve parçanın ortalarından sonra tulum
sesinin de duyulduğu bir özellik gösterir. Ben Seni Sevduğumi , açılışı
yapan kemençenin hafif tınılarının ardından baterinin sert sesiyle hızlanıp
yeniden kemençe ile ağırlaşan bir armonik düzene sahiptir. Elektrik gitar ve
perküsyonla başlayıp bateri ve tulumla devam eden, bazı konserlerde flüt ve
klavyenin de ağırlıklı olarak duyulduğu Hayde , şarkının ortasındaki
tulum solosunun elektrik gitar ve baterinin sesleriyle de uyum sağlayarak
birbirleriyle iç içe girdiği –ki bu durum metinler arası ilişkiler açısından
ciddi bir göstergedir- değişik bir senteze gider. Asiye çoğunlukla solo
olarak, hiç enstrüman kullanmadan seslendirilir. Tam bir etnik rock modeli
daha sayılabilecek Ka Tun Mita Xendasoç 'un akustik gitar, kemençe,
bateri ve tulumlu biçimini; Denizde Kararti Var 'ın kemençe ve gitara
katılan bendirli halini ya da Kazım'ın sesiyle başlayan ve kemençeye takılmış
sakız mikrofonla elektronikleştirilmiş şeklini; Didou Nana 'nın kemençe
ile başlayıp hemen akabinde gitara geçen girişini; Gelevera Deresi 'nin
gitar ve kemençeye eşlik eden flütlü biçimini; Narino 'nun elektrik
gitar introlu, albümdekine göre daha hızlı sayılabilecek müziğini dinlemek,
konserlerdeki alternatiflerden bazılarıdır. Saklıkent'teki Selimina 'lı
giriş dışında, hemen her konserin başlangıcı ve sonu aynı şekilde olur: Uy
Aha ve K´oçari kombinasyonu. Bir Karadenizli olarak tez canlılığını
ve içindeki hareket unsurunun bitip tükenmeyen enerjisini, konserden
ayrılırken de çoğu kez “ horona son çağrı, kafamız yıldızlara değecek,
n3aşa ext´it (göğe çıkın) ” diyerek vurgular. Perküsyonla yapılan açılış,
bateri-tulum-kemençe performansları ve geri vokallerin güçlü katkılarının
ardından, elektrik gitarın baskılı sesinden rocklandırılmış bir kapanışla sona
erer.
Sonuç olarak, bu satırların yazarı için Kazım Koyuncu ile yaptığı
müziği beraber dinleyebilmek, yorumlarındaki yaklaşımı birlikte tartışabilmek,
müzikal ve dilbilimsel fikirleri hem etnik hem de metinler arasılık
paydalarında karşılıklı paylaşabilmek müthiş zevkli ve öğretici bir süreçti.
Söylediği parçaların orkestrasyonundaki farklılık, onun müziğini çok özgün ve
özel kıldı. Düzenlemenin bir şarkı için ne kadar önemli olduğu bilinen bir
gerçek. Belki de bu yüzden tüm şarkılarını önce merakla, ardından büyük bir
hayranlıkla dinledim. Parçalarda hangi enstrümanın ne zaman geçeceğini tahmin
etmeye çalışmak; titizlikle yerli yerine konulduğunda her sazın birbiriyle
gayet iyi uyum sağlayacağını anlayabilmek; bir türkü ne kadar tanıdık gelse
de, altyapısına dikkat edildiğinde aslında bambaşka dizaynlarla yeniden
yazıldığını (mesela içindeki rock duygusunu) fark edebilmek çok hoştu.
Şarkıları -bulmaca çözer gibi- analiz ederken, her seferinde biraz daha
değişmiş bulurum. Ezgilerin ana motifleri aynı ancak ya giriş kısmında ya da
birbiriyle bağlantı noktaları veya ara geçişlerde farklı melodiler
tasarlanarak inceden inceye işlendiği hemen belli olur. Didou Nana, müzik
olarak da yorum olarak benzersizdir mesela. Kazım o kadar duygu dolu, o kadar
ruhunu katarak ve bizzat hissederek okur ki bu parçayı, alternatifi olamaz
zaten. Ses tonundan anlarsınız yüreğinden geçenleri. Sanki diğer parçalar
farklı mıdır? Hayır. Sahiplendiği şarkıya o dakikadan itibaren artık kendi
damgasını vurduğu hemen anlaşılır. Her konserinde basın, elektrik gitarın,
perküsyonun, kemençenin, tulumun, baterinin katılımı –ilk anda görülemeyecek
kadar minik değişikliklerle- hep bir öncekinden daha ileri düzeyde oluyor
gibidir. Şarkılar aynı dahi olsa hiçbir konser birbirine benzemez. Mekan,
seyirci profili, sahnedekilerin o günkü performansı ve en önemlisi de
emprovizasyonunun başarısına göre her defasında daha farklı bir okuma tarzı ve
çalış stili ile karşılaştığımı hissederim. Her seferinde başka bir yorumlama
gücü. Fikirleri gibi müziği de evrenseldir. Karadenizliliğini alternatif bakış
açısıyla, rockın melodilerini horon ritimleriyle ustaca kaynaştırmıştır. Bunun
nedeni, başlangıçta birbirinden farklı gibi görünen bütün bu unsurların
özündeki temel yaklaşımı algılayabilmiş olmasındandır. Kazım'ı Kazım yapan
ayrıcalık da budur zaten. Okuyarak depoladığı birikimleri ve yaşayarak
edindiği kazanımları aynı potada eriterek kendi felsefesi ve tekniği ile
yeniden kurup çok sesli ve bambaşka bir yapıda ortaya çıkarmasını bilmiştir.
Belki de bunun için onu sadece Karadenizliler değil, rockçısından türkücüsüne
ve alternatif müzik dinleyenine kadar çok geniş bir kesim duyarak sevmiştir.
Televizyon gibi bir aracıyı ısrarla kullanmamasına ve ön plana çıkmayı hiçbir
zaman istememesine rağmen, binlerce seveni olduğunu cenazesindeki o muhteşem
kalabalık gayet açık bir şekilde göstermektedir. Toplumda bu birleşimi
gerçekleştirip uzlaşmayı sağlamak, ortak paydayı yakalamak çok zordur aslında.
Kolay kolay da kabul görmez ilk başlarda. Oysa Kazım, insanlara nasıl
yaklaşması ve nerede ne konuşması gerektiğini çok iyi bildiği için –moda
tabirle- “damardan” girmiştir sevenlerinin yüreğine. Yaşarken olduğu gibi
şimdi de ürettikleriyle görünmeye devam ediyor. Çünkü yaratıcılığın ve
üretkenliğin sonu yoktu onda. Akılcı bir doğu-batı sentezi yaparak, modern
çağın koşulları ile geleneğin sürekliliğini art-zamanlı bir yeniden-üretim
bağlantısı içerisinde kurmuştur müzikte. İlhamlarından aldığı güç ve içinde
bulunduğu ruh durumlarını yansıtma arayışıyla, “çok sesli” bakış açılarına
olanak vermiştir. Müziğini her dinleyişinizde, estetik haz alma sürecinizin
gelişimine bağlı olarak, algılamanızda yepyeni bir tazelik bulur ve
duyarlılığınızın arttığını hissedersiniz. Evrensel düşünen ve entelektüel
değerlere sahip bir insan olarak dünyanın her yerinde müziğinin dinlenmesini
isteyen Kazım Koyuncu, önlenemeyen o son ana dek bunu yapmaya çalışmış ve
başarmıştı da. Laz müziğinin bir anlamda muhalif yönünü ortaya çıkararak çok
sesli senfoni orkestralarında çalınabilecek bir düzeye getirmek için sürekli
yeni bir şeyler denemiş ve asıl farklılığın bunları yerel müziklerin içine
sanki yüzyıllardır çalınıyormuş gibi koyduğu zaman olacağına inanmıştır. Zaten
“world music” tabiri ile kastedilen dünya müziği de budur: Etnik ve evrensel
öğelerin birbirine yedirilerek iç içe geçirilmesi. Ancak elinde olmadan
bırakmak zorunda kaldığı bu süreç, müzikal kariyeri yönünden onu ileride
uluslararası platformlara taşıyacak uzunluğa erişemedi maalesef. Yıllardır
müziğe verdiği emeğin, gösterdiği özenin takdir edildiğini görmek hep mutlu
etti onu. Bu coşkuyla, daha da iyisini yapmak için üretime devam etti. Hep
yaptıklarıyla görünmeyi tercih etti, güzel şeyler yapıyordu çünkü. Paylaşımını
daha gerçekçi yollardan halka sunduğuna inanıyorum, birebir konserlerde
insanlarla iç içe olup yan yana durarak. Yaşamı anlamaya çalışan, dünyayı bir
bütün olarak görebilen, değişime ve yeni dönüşümlere açık, aydın, farklı
düşünen, kendisine sunulanla yetinmeyen, soru soran, sorgulayan insanların
ortak noktasıydı o. Çünkü zaten kendisi tümüyle bu değerlerin toplamıydı.
Bir sanatçının ölümsüzlüğünü sağlayan, yaşarken bizzat ortaya
koyduklarıdır. Dolayısıyla Kazım Koyuncu'nun da tüm müzikal yaşamı boyunca ne
yapmak istediğini en iyi ifade edecek sözler, elbette yine kendi yüreğinden
geçenler olacaktır:
“ Karadeniz'in daha çok bilinen eğlenceli, en çok bilinen müzikleri
şarkıları-türküleri ortaya çıkarıldı ama çok farklı, çok zengin birçok
türkü mevcut. Bunu da cesareti olanlar ortaya çıkarıyor. Tabii ki
televizyonlarda çok fazla görünmüyor ama geleceğe kalacak olanlar da
bunlar. Bir sürü türküler var, bir sürü kültürel durumlar var, folklorik
öğeler var. Bütün bunları tüm dünyaya armağan etmek lazım. Karadeniz
müziğini temsil eden bir şey asla yapmıyorum. Ama modern, bütün bu
dünyanın bütün sorunlarını sorumlulukla hisseden, herhangi bir felakette
acı duymayı başarabilen, vicdan sahibi bir müzisyen olarak kendi
türkülerime de sahip çıkıp hayata onları kazandırmaya çalışıyorum”
(Kazım Koyuncu: Tutkulu Ezgiler Belgeseli, TRT 2, 2005).
Yüreğine sağlık Kazım, müziğin kültürel anlamda yaşatılması ve
geleceğe taşınmasında yaptıkların ve bıraktığın sevgi dolu anılar için
“gökyüzü kadar” teşekkürler…
Dr. Ö. ÖZTEKİN
*a
Bu
yazı, yakın geçmişte öyle olması tasarlandığı halde, içinde bulunulan ânı
kaleme alan bir makale değil. Başlangıcı yaklaşık on sene öncesine dayalı
“dinmeyen” bir tanışıklığın, iki yıl önce –o zamana göre tesadüfî
sayılabilecek bir araya geliş hikâyesiyle- temelleri atılan bilinçli
izdüşümünün meydana getirdiği sağlam ama ne yazık ki yarıda kalmış bir
dostluğun paylaşımı. Kişisel tarihleri içerisinde yollarına çıkan zorlu d
önemeçlerde bazen her şeyi yıkıp yeniden başlama cesaretini gösterebilmiş,
kendilerini daha ileriye götürecek arayış ve idealleri hep olan, inatçı, çok
düşünen, okuyan, sorgulayan, ayrıntılara önem veren, sezgileri kuvvetli,
titiz, meslekleri gereği (farklı kulvarlarda da olsa) eskinin değerini bilerek
modern anlamda üzerine yeni bir şeyler katabilen ve yaptıkları işin getireceği
sorumluluğun bilincinde iki insan tarafından henüz 2004'ün son çeyreğindeyken
–işaretleri çok önceden kendini belli eden- “müzik ve metinler arası
ilişkiler” ana teması içerisinde, 2005'te çıkacak bir albüm ve albüme yönelik
dilbilimsel bir değerlendirme yazısı olarak planlanan, ancak çok kısa bir süre
sonra içlerinden birinin -daha müziğe ve hayata doyamadan- bu dünyaya erken
vedasının ardından, düşünsel birliktelikleri boyunca aralarında heyecanlı
tartışmalara neden olan beyin fırtınalarının somut sözcüklere dökülemeyen
imgelerinin, “gerçekleşseydi, kim bilir nasıl olurdu?” dedirten türevi belki
de. İki tarafın da bitmesini hiç istemediği ve ellerinde olmayan nedenlerden
dolayı artık sonsuza dek kapanan bir dönemin anatomisi: Müzikteki metinler
arasılık. Geride kalan için, yaşanan bu ani kaybın verdiği hüzün dolu derin
acıyla söz konusu projeden tamamen vazgeçilmişken yeniden üzerinde
düşünülmesini sağlayan ise, gidenin hayattayken hiçbir zaman gizlemediği
popüler kültür tehlikesine yönelik eleştirel duyarlılığı ve bu anlamda fizikî
yokluğuyla bazı çevrelerde ortaya çıkan piyasalaştırılma çabaları karşısında,
kalanın taşıdığı ciddi kaygılardır. Dolayısıyla yazının izleyeceği yol, dün
var olan ama bugün için bir daha gerisi getirilemeyecek şekilde yarım kalmış o
söz konusu işaretlerin -bu haliyle bile- aslında ne çok şey ifade ettiğini
göstermek yönünde olacaktır. Yazar, incelemenin gün ışığına çıkmasında duyduğu
tarifsiz heyecana ortak olup kendisinden yapıcı desteklerini ve yüreklendirici
paylaşımlarını esirgemeyen Paluri Arzu Kal, Mehmedali Barış Beşli, İsmail
Bucaklişi ve Yavuz Yazıcı'ya da yürekten teşekkür eder.
*b
(Viya): Yazarın notu.
*c
Metinler arası ilişkiler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Barthes 1973;
Bakhtin 1981, 1984; Kristeva 1974, 1982; Riffaterre 1979; Rifat 1989; Aktulum
2000; Kıran-Kıran 2003; Orr 2003.
Bibliyografya:
-
1. AKTULUM, Kubilay. Metinlerarası İlişkiler . Ankara, 2000.
-
2. BAKHTİN, Mihail. The Dialogic İmagination Four Essays=Voprosy
Literaturi Estetiki . University of Texas, 1981.
-
3. ----------, Esthétique De La Création Verbale=Estetika Slovesnogo
Tvorçestva. 1984.
-
4. BARTHES, Roland. Le Plaisir Du Texte . Paris, 1973.
-
5. ÇALIŞLAR, Aziz. “Kitle Kültürüne Bakış”, Bilim ve Sanat, Kasım 1982:
-
6. ECO, Umberto. Açık Yapıt . (Çev. Pınar Savaş), İstanbul, 2001.
-
7. FUBİNİ, Enrico. Müzikte Estetik . (Çev. Fırat Genç), İstanbul,
2006.
-
8. KIRAN, Ayşe – Zeynel Kıran. Yazınsal Okuma Süreçleri (Dilbilim,
Göstergebilim ve Yazınbilim Yöntemleriyle Çözümlemeler) . Ankara,
2003.
-
9. KOJİMA, Goicihe. Laz Şarkıları . İstanbul, 2003.
-
10. KRİSTEVA, Julia. La Révolution Du Langage Poétique . 1974.
-
11. ----------, Desire in Language : A Semiotic Approach to Literature
and Art . Oxford, 1982.
-
12. ORR, Marry. Intertextuallity: Debates and Context . Cambridge,
2003.
-
13. PLEHANOV, Georgi V. Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri .
(Çev. Asım Bezirci), İstanbul, 1991.
-
14. RİFAT, Mehmet. Dilbilim ve Göstergebilimin Çağdaş Kuramları .
İstanbul, 1989.
-
15. RİFFATERRE, M. La Production Du Texte . 1979.
Yasal uyarı: Bu sayfadaki materyaller
(Yazı, fotoğraf, ses kaydı vb.)Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca
korunmakta olup, Dr. Ö. ÖZTEKİN ve KazimKoyuncu.Com'un yazılı izni olmadıkça
kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez, her ne suretle olursa
olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz, kopya edilemez, diğer
internet sayfası ya da topluma acık yerlerde yayınlanamaz/yayımlanamaz.
KazimKoyuncu.Com
|