|
DİN VE EKONOMİDE TARİHSEL SÜREÇ
Seyfi MUXÛNDÎ
Dünyevi işlerden el çekip tanrı
inancına bağlanma. Ya da her türlü ekonomik meta dan arınıp; “Bir hırka bir
post yeter.” anlayışıdır. Günümüzde laikliği “savunan” bazı kesimler Çoğu
çevrelerce “Din Allah ile kul arasındaki gönül bağıdır.” veya “Din
insanın. Laiklik din ve devlet işinin birbirinden ayırtmanın yönetimidir.
din inanç boyutunda bir yapılanmadır. Din ekonomi ve siyasetle ilgilenemez.”
Bu ve buna benzer görüşleri öne sürerler. Sanki tarihler boyunca din
ekonomik yapılanmanın dışında kalmış, şekillenen bir mitmiş gibi
bakmaktadırlar. Oysa ki din gerek ortaya çıkışı gerek gelişimi ve gerek
varlığını sürdürmesi, varlığını sürdürürken geçirdiği revizyonlar ve
reformlar bu ekonomik yapılanmanın paralelinde gelişmiş ve varlığını
sürdürmüştür.
Din ve ekonominin tarih boyunca
Anadolu ve Aleviler üzerindeki etkilerini ele aldığımızda bir çok
oluşumlar ve farklı süreçler karşımıza çıktığını görürüz.
Tarih
sürecinde kısaca:
Anadolu topraklarında yaşayan etnik
toplumlar arasında kapitalist ekonomik yapılanmaya en geç geçiş yapan veya
kapitalizmle en geç tanışan toplum Aleviler olmuştur. Osmanlı zamanında bu
yapı gayri Müslimlerin elindeydi ki bunun faturasını Cumhuriyet döneminde
ağır ödeyeceklerdir. Suni Türkler, 1. ve 2. Meşrutiyet’te bunun sancısını
yaşarken, 1923 Cumhuriyetle birlikte bu ekonomik yapılanmada yer alırlar ;
Suni Kürtler, alevi Türkler bunun içinde daha sonra yer aldılar. Alevi
Kızılbaş Kürtler ise bu yapılanmanın içinde en son yer alanlardır. Oysaki
tinsel inanç olarak gerek Sümerler, gerek Hattiler, gerek Selçuklar
döneminde gerek Işık Taifesi gerek Ahiler ekonomide önemli taşlar teşkil
etmekteydiler. İnançları Aleviliğe yakın olan bu ilk kesimin devamları
Kızılbaşlar, ne oldu da ekonomik alanda en geride kaldılar. Tarihsel süreçte
bunu ele alıp “din ve ekonomi” ayrıca “Alevilik ve ekonomi” yapılanmasını
değerlendireceğim.
Din ve ekonomide tarihsel süreç:
Tarih boyunca din, ekonominin temel
taşlarından biri olmuştur. Bazen din ekonomiye yön verirken çokça da ekonomi
dine önemli şekiller kazandırmış, kendi varlığını sürdürebilmek için onu
kullanmış, çeşitli değişikliklere uğratmış, halkı isyanlara karşı dengede
tutmak için dini inanç ve gelenekleri şekillendirmiş ve
kurumsallaştırmıştır. Bunları zaman, zaman karnavallara, bayramlara,
panayırlara dönüştürüp hem halkın nabzını tutmuş, hem de rantiye
sağlamıştır. Tıkandığı an ise ya kanlı bastırmaları yapmış ya da fes edip
yeni bir dinin oluşumuna zemin hazırlayıp yeni yapılanmalar meydana
getirmiştir. Dünyanın hemen, hemen her yerinde dinler saray veya tüccar
tacirlerin bulunduğu kesimlerin aracılığıyla hızla yayılmışlardır. Ne
zamanki devletin resmi dini olmuşsa o zaman genişleme zemini bulmuştur. Üst
sınıfların arasında kabullenmeyen dinler, ya kaybolup gitmişler ya da resmi
din olabilmeleri için bir hayli bekleyip bir öncekinin miadını doldurmasını
bekleyip kendini ondan sonra kabul ettirmiştir.
Dinler ilkel, köleci ve feodal
sistemin ürünüdürler. Kapitalizmin yarattığı din yoktur. Hatta kapitalizm,
ilk dönemlerinde dine karşı çıkarak yükselişini gerçekleştirmiştir. Ne
zamanki kendisi için muhalefet olarak sosyalistleri karşısında görünce 19.
yüzyılın sonlarında bu tavrından vazgeçip dine dört elle sarılıp kendi
ekonomik yapılanmasının bir parçası olarak sahip çıkmaya başlamıştır.
Yetinmeyip halkı dine teşvik edip onu önemli bir kurum haline getirmiş.
İlkel toplumlarda din ilericidir.
Var oluşu, doğa ile çatışması sonucu ortaya çıkmıştır. İnsanoğlu doğayla
çatışmış, bu çatışma sonucunda doğa olayları karşısında yenildiği her
durumda doğayı kendine kutsal kılmış, ya boyun eğmiş ya da saygı
göstermiştir. Daha doğrusu doğanın birçok özelliklerini (dağ, sel, şimşek,
ateş, yırtıcı hayvanlar…) tanrısallaştırmıştır. Olumlu velinimetleri kutsal
temiz ruh, olumsuzlukları kötü ruh olarak görmüş. Bunun temelinde kendi
davranışlarını buna göre ayarlayıp kötülüklerden uzaklaşıp iyi insan olmayı
doğa ile olan saygı ilişkilerinde aramıştır. Bu temelde ahlaki bir yaşam
biçimlendirmesi meydana çıkmasına sebep olmuştur. Doğanın merhameti ve
öfkesi dağ toplumlarında daha etkili olmuş, bunu binlerce yıl taşıyıp
getirmişlerdir. Ekonomik çelişki daha çok insanlar arası değil, insan ile
doğa arasında olmuştur. Bugün hala Alevi-Kızılbaşlardaki hoşgörü bu
yapılanmanın ilkel toplumdan gelen sürecinin devamıdır.
İnsanlar, yerleşik hayata geçtikçe
başka insanları kendileri için çalışmaya zorlama yönetim modelleri
başlayınca doğa dininin yapısı yavaş, yavaş bencilleşir ve din belli sınıfın
hizmetine yönelir. Dinin yapısı içindeki “temsilciler” sınıfı oluşur. Ayrıca
yeni, yeni dinler oluşur. Doğa dininin temsilcisiz yapısı yerine temsilci
sınıfları şaman, büyücü, efendi, kam,vb. gibi kişiler hem dine hem ekonomiye
yön vermeye başlar. Aynı zamanda kâr payının da temsilcileri olurlar. Din
artık ilericiliğini yavaş, yavaş yitirir kişileri hizmetine girer. Bu
dönemde mantar gibi çoğalan dinler kendi toplumlarının dışındaki toplumlara
da aynı inancı kabul ettirmenin yollarına girişirler. Önceleri tek toplumun
dini olan dinler birden fazla toplumun(Kabile, Aşiret veya İlkel Ulus…) dini
olmaya başladı. Tabiri yerindeyse tekelleşti, süreç içinde devletleşti.
Paganist dinler dediğimiz bu dönemin dinleridir. Uzun bir süre değişik
adlarla çok tanrılı bu dinler (paganizm) varlığını sürdürdüler. Ekonomik
yapılanma zayıfladıkça insanlar geçmişe göre sorgulayıcı; buluşlar arttıkça
(ateş+teker+yazı…) çok tanrılı dinleri ve onların ekonomisinin yapısını da
yargılamaya başladılar. Yeni bir ekonomik yapılanmanın sancıları arttıkça
tek tanrılı dinler ortaya çıkmaya başladı. Toprağa dayalı feodalizmin
oluşumu (için tabi ki çoban, çiftçi gibi) toprağa bağımı kişiler
peygamberlik veya evliyalık sıfatıyla ortaya çıktılar. Bu geçiş bin yıldan
daha fazla bir zaman dilimini içermektedir. Zarathustra (Zerdüşt), İbrahim,
Musa, İsa, Muhammet’e kadar tek tanrılı dinlerin peygamberleri bu geçiş
döneminin ürünleridir.
Dinin ekonomik gelişimini ve örgütlenme
yapılanmasını bir çok aracılar kullanırken bunların en başında ibadet
haneler ve panayırlar gelmektedir. Panayır etkinlikleri çeşitli
festivallerle yürütülmüş. Hatta bu panayırların çok büyük ticaret ve din
merkezleri olanlarda olmuştur. Mekke’deki panayır bunlardan biridir. Ayrıca
Kudüs, Bağdat, Şam, Kahire, Hattuşa…. Gibi şehirlerin din merkezleri ve
kutsal mekanlar olmasının temelinde de din-ekonomi bütünleşmesi vardır.
Merkezi oluşumun dışındaki oluşumların varlıkları ya kısa sürede yok olmuş
yada taşralarda marjinalleşip kutsal ibadetin yasalarına dönüşmüştür.
Alamut kalesi yapılanması örneklerden biridir.
Anadolu ve çevresi tarihler boyuca
kısmi bazı farklılıklar gösterse de; geçirdiği evrelerine baktığımızda
Sümerlerden tutun Asurlular, Haitiler, Hititler, Bizanslılar, Selçuklular
,Osmanlılara kadar. Günümüzde Türkiye devletine kadar bir çok devletler
varolmuş.dinler devleti devlette dine şekiller vermiştir.devletler de
dinlere çeşitli revizyonlara uğratmışlardır. Bazen din kendi içinde
revizyona uğramıştır.
Anadolu üzerinde varlığını sürdüren
bu devletler ve dinler zaman, zaman komşu ülke ve dinlerin etkisi altında da
kalmıştır. Çevre komşu ülkeler içinde en zengin ve en renkli din mozaiğini
yaşayan İran olmuştur. İran batıdaki Greklerde tutun da Mezopotamya’daki
Sümerlerden; kuzeyden gelen Ari dinlerinden; Altay, Buryat, Yakut
Şamanlarından; Hint inançlarından; Budizm’den ….etkilenir. üstüne üstlük
kendi coğrafyasında oluşan Zerdüşt dini de önemli bir etki sağlar. Uzun bir
süre devletin resmi ekonomik etkili dini olur. İran bir köprü görevi yaptığı
bu dinler mozaiğini Anadolu’ya aktarmada önemli rol oynamıştır. İslam dini
ile tanıştıktan sonra İslam dini içindeki bazı inanç ve geleneklere yabancı
olmadığını görür. Bu nedenle kendi inancını tamamen kaldırıp atmaz bunları
kendi inançları ile örtüştürüp İran modeli Şiilik yaratır. Bunu yapmasının
sebebi ekonomisine kendi yön verme anlayışıdır. Araplardan kısmi ayrılığın
temelinde de bu yatar. Benzeri uygulamayı Anadolu Kızılbaşlarda da
görüyoruz. Pir, reywer, komçek gibi makamların oluşumu bir nevi din
hukukunun ekonomik yaptırımı uygulamasıdır.Osmanlılar zamanında mevcut
devlet yapısına alternatif hukuki ve ekonomik yapılamalarını yaratırlar.
Zaman, zaman çatışmaların sebeplerinden biride bu idi. Hatta tarihler
boyunca katliamlara uğramalarında bunun etkisi oldukça fazladır. Ama Osmanlı
yükseliş devrinde halifeliği mısırdan getirtip Arap ekonomik ve dini
uygulamaları tıpatıp devam ettirmeye çalışınca haliyle gerileme devri
başladı. Bununla birlikte Alevilerle olan çatışmalar ve katliamlarda
çoğaldı.
Saray devlet erkanı, kendi
varlığını sürdürebilmesi için; bir saray inancı ve ekonomisi yaratır. Yada
mevcut olan inancı kendi yaşam yararına revize eder. Din her zaman üst
sınıfların yararları doğrultusunda şekillendirilir. Gel gelelim birde köylü
üretici kesim vardır ki. Bu kemsin inançları benzerlikler olsa da saraydan
farklı yönleri azınım sanmayacak kadardır fazladır. Bunların inançları kısmi
bazı benzerlikler dışında sarayla uyuşmazlar. Ortodoks inanç şehirde hakim
olsa da şehir zanaatkarları köy inanç ve gelenekleri ile ortak yönleri
oldukça geniştir. Ama yinede kontrol altında sarayla fazla çatışmaya girmez.
Zanaatkar sınıfı ürettiği meta alıcısı köylü olduğunda çatışmadan çok
yakınlaşma vardır. Sarayın bu kesime ilişkisi zora dayalıdır. Selçuklular ve
Osmanlılar zamanında Işık Taifesi Ezidilik ve Ahileri buna örnek
verebiliriz.
Köy üreticisi yaşam koşulu olarak
gerek olumlu gerek olumsuz olsun , daima doğa ile karşı karşıyadır.
Bereketinin şükranını ve olumsuzlukların çaresini sarayda değil
çevresindeki, mistik güçlerden aramış, yardımı bunlardan dilemiştir. Yaşamı
sürdürmenin devasını bunlardan aramış dar ve geniş günler için Hızır ve
evliyaları kendisi için kutsallaştırmıştır. Bununla şehir zanaatkarlarını da
etkilemiştir.
Sümerlerde zanaatkarlara “me”
denirdi. Üreticini her türlü tarım aletini bu “me” sınıfı yapardı.
Demircilik en kutsal mesleklerden biri idi . topraktan ham olarak çıkıp
gelen demir ateş ve suyun gücü demircinin bilek (güç) ve gözlerinde
(ışık-fer) birleştiğine inanılırdı ki köylü ile “me”lerin birçok ortak
efsaneleri bu ilişkide ortaya çıkmıştır. Kazma ile kürek” bunlardan biridir.
Bunu ortak kılan “Tüm bu güzel araçların kaynağı topraktır. Eğer toprak
cömert olmazsa bu güzel aletler ve ürünle ortaya çıkmaz. Toprağı cömertliğe
teşvik eden rüzgardır. Rüzgarın bulut ve yağmur taşıyıcılığı ve güzel müzik
sesi toprağı oldukça memnun eder bereketi ve bolluğu yeryüzüne sunar.
Yerüstündeki bu renk cümbüşü güzellikler güneşin (ışığın) gözlerini
kamaştırıp coşa getirir. Toprağa sevgi ve memnuniyetini sunmak için ışık
demetlerini yollar.” Bu inancın ilk bulucusu belki Sümerler değil ama birçok
inançta karşımıza çıkmaktadır. Azteklerden tut maya Budizm’e kadar. Doğa
dini işte bu noktada gelişmiş ve zenginleşmiştir. Daha sonraları tek tanrılı
dinleri bile etkilemiştir.
Merkezi Resmi dinlerde bu dört
nesne ön plana fazla çıkmasada alternatif din ve mezheplerde hep birinci
sırada yer alır. Günümüz Anadolu inançlarında Kürt Kızılbaşlarında hala
üstün etkisi mevcuttur. Her ne kadar son dönemlerde gerek dedeler gerek
devlet suniliğe doğru bir çekme yapsalar da hala etkindir. Dersimli için
ziyaretleri olsun, Hızırı olsun; ağlama duvarında da Kabe’de de daha
önemlidir. Ekonomik bolluğun temel pınarı olarak görülür. Allah’ın yaptığı
çok daha önemli işleri olduğu için kendine bunları daha yakın görmektedir.
Selçuk ve Osmanlı dönemlerinde
Kızılbaşlarda ekonomi ve din:
Gerek Selçuklular olsun gerek
Osmanlılar dönemi olsun Alevilerin din ve ekonomik alanlarda çok önemli
olumsuzluklar sıkıntılar ve değişimler yaşamışlardır. Devlet sistemi
yapılanmada tecrübeleştikçe Alevi-Kızılbaşlar (Işık Taifesi) üzerinde
ekonomik , din, siyasi baskılar; asimilasyon soy kırımı uygulamalarını
arttırdılar. Ekonomik burhanları ya diğer ülkeler üzerine yada sözde
Kızılbaş isyanlarını bastırma yollarına gidilerek çözmeye çalıştılar. Gayrı
Müslim olan halktan vergileri yüksek oranda almaları işin boyutunu bir hayli
etkiliyordu ki gayri Müslim olan halk ne kadar fakirde olsa Kızılbaşlardan
daha iyi durumdaydı. Bu dönem Alevi Kızılbaşların adı Işık Taifesi olarak
bilinir.) Ekonomik yapılanma iyi görünse de gayri Müslimlerin durumu da pek
iç açıcı sayılmaz Bizans baskısında ve yaptırımlarından kurtulan Anadolu
halkı Selçuklulardan da umduğunu bulamayınca Baba ihsak ve Baba İlyasın
etrafında toplanıp Babai ayaklanmasını gerçekleştirirler. Burada en önemli
oluşum ise ayaklanmaya Türk, Kürt, Ermeni, Rum.. kesimlerinin de
katılmalarıdır. Pagan (Papan çok tanrılı Din Olduğu gibi Köylü İnancı
anlamını da taşır.) olarak görülen bu kesimi bir araya getiren ise Ekonomik
yapısı ile birlikte İnanç olarak Işık taifesinin önderliği olmasıdır.
İktidarda olmayan bu kesimin bir çok ortak inanç benzerlikleri vardır (E.
Çınar Alevilin izli Tarihi.) Zaten “Ahiler arasında Hıristiyan kesimi de
vardı. Sömürücü İslam karşısında Tapınmaları Sunilikte Ayrı Olan
Ahilerin Dinsel ve Ekonomiksel Bağlaşıkları” olmuşlardır. Ahilik
Bektaşilikle Birlikte Anadolu’da etnik ve dinsel uzlaşmanın, birlikte barış
içinde yaşamanın yolunu açmıştır. (Baki Öz)ve (Gordlesvki) Verimsiz ve
dağlık alanda yaşayan Kızılbaşlar ise kiminde buna isyan ederken kimi
zamanda vergiyi düşürmek için kendinin Müslüman olduğunu öne sürüp vergiyi
asgariye indirme yollarını başvurdular. Kürt Kızılbaşları zanaat yönünde
ileri bir toplumdu. Kapı komşuları ve aralarında sorun olmayan Ermeni
ustalarından çok şey öğrenmişler; Bunu yaşamları için kullanıyorlardı. Bu
ekonomik yapılanmanın en önemli örgütü Ahi’lerdi. Ahi Zanaat, Demir. Ateş,
Işık anlamında da kullanılmaktadır.
Ahilerin sanat ve ekonomik yapılanmadaki
bu yapılanması dönemin devlet erkanının ilgisini çeker. “Kuzey batı İran
kökenli olan Ahiler(Claud Cahen ‘İlk Ahiler hakkında’ Belleten
sayı197 sayfa 592) onları yanına çekmek için bir dizi çalışmalar
başlatır. Kırşehir’e gelip yerleşen Ahilerin merkezini Kayseri’ye taşımak
için bir dizi talep ve imkanlar sunmak inançları için mescit ve tekkelere
imkanı sağlamak ki bunların inancının Kızılbaşların inancının paralelinde
olmasına rağmen. Daha sonraları daha geniş imkanlar ve eritme politikaları
ile Ahileri Konya’ya taşır. Şemsin etkisine rağmen Alevi inancından
uzaklaştırılıp sunileştirilen Mevlevilerin içinde eritilirler. Ahilik
kurumunun Anadolu Türklerinin sosyo-ekonomik yaşantısında oynadığı rol çok
büyük olmuştur. Göçebe hayattan yerleşik düzene geçilmesiyle birlikte, o
zamana dek, Türk olmayan yerli halkın elinde bulunan sanat ve ticaret
hayatına Türklerin de katıldığı görülür. Zamanla Türk esnaf ve sanatkarları
toplumda imtiyazlı bir hale gelerek, şehir ekonomisinde önemli söz sahibi
oldular.
Bu oluşumdan sonra Aleviler
ekonomik olarak iyice yoksullaştırılıp kaderlerine terk ettirilmeye
çalışılır. Asıl baskı ve kıyımların yoğunluğu da bundan sonra başlar. Seyit
ve pirlerinin aracılığıyla halk hukuk yasaları ve ekonomik dayanışma
örgütlülüğünün yoğunluğu da bununla hız kazanır. Bu Cumhuriyet yıllarına
kadar devam eder. Dersim gibi bölgelerde zanaat işleri genellikle
Ermenilerin elinde olduğu için Kızılbaşlarla Ermeniler bu bölgelerde dostane
ilişkileri oldukça iyi düzeydeydi.
Bu dönem içerisinde Osmanlıya baş
kaldırıp ekonomik yapılanmada belirli değişikliği yapmaya çalışan da yok
değildi. Bunlardan biride Simav kadısı Şeh Bedrettin’dir. Suni bir kökenden
olmasına rağmen makam ve kariyeri bir tarafa bırakıp, Alevi safta din ve
ekonomi savaşı verir.
“ Şeyh Bedrettin bu alışılmamış
dinsel açıklamaları, çağının ekonomik sosyal krizinin maddi temelleri
üzerine yerleştirmek yolunda yeni bir ekonomi ve yarı dinsel bir dünya
görüşü yaymaya çalışan Şeyh Bedrettin, bilgeliği ve inandırıcı propagandası
ile kısa zamanda geniş bir akım meydana getirmiş ve kendisine inananlarla
birlikte bir ihtilâl hareketine girişmiştir.
Bir yandan uydurma bir şecere ile
Osmanlı tahtına hak iddia etmiş, bir yandan da aç ve fakir halk yığınlarını
peşine takarak Osmanlı Devletini yıkmaya teşebbüs etmiştir.
Dinler arasında fark olmadığı,
bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğu, toprak ve mammarın
müşterek duruma getirilmesi, özel mülkiyetin kaldırılması gerektiği görüşünü
savunan ve yayan Şeyh Bedrettin, adamları ile birlikte giriştiği isyan
hareketinde başarıya ulaşamamış ve bir ara memleket çapında bir genişlik
kazanmak durumuna gelen propagandası önlenerek, isyan bastırılmış ve kendisi
idam edilmiştir.
Şeyh Bedrettin’in aylaya
çalıştığı bir tür sosyalist dünya görüşüne, Timur saldırısıyla gelen
düşüncelerin, Doğu felsefesinin, İslâm kültür merkezlerinde edindiği
bilgilerin, tanıştığı bilim adamlarının, Avrupalıların geniş ölçüde etkisi
olmuştur. Bu etkiler altında, sentezci ve çağının problemleri karşısında
harekete gelmiş bir felsefe ile, devleti ve toplumu değiştirmeye
çalışmıştır.
Şeyh Bedrettin hakkında yazılıp
çizilenler verilen hükümler değişiktir. Henüz ciddi bir değer yargısına
bağlanmamış bulunan Şeyh Bedrettin ve dünya görüşü ile isyanı hakkında
bilinenler ve yazılanlar bilimsel olmaktan çok, duygusal ve noksandır.
On beşinci yüzyıl Türkiye’sinin
üzerinde durulacak en ilgi çekici olaylarından birine imzasını atan Şeyh
Bedrettin’in ve düşünceleri ve bu düşüncelerinin oluşumu ciddi olara
incelenmeye ve araştırmaya değer bir konudur.
Zaman zaman gelişigüzel itham
edilen, bazen övülen bazen yerilen bazen de komünist düşünceler kampına
itilen veya çekilen, çok değişik çevreler tarafından değişik hükümlere
bağlanan Bedrettin’in ve giriştiği faaliyetin “Türk düşüncesi ve
Türkiye’deki ekonomik düşünceler tarihi”ndeki yeri önemsenmelidir.”(Gökhan
EVLİYAOĞLU Türk İktisat tarihi araştırmaları.))
Buna benzer isyanlar oluşur.
Ekonomik ilhaklar beraberinde dini baskıları da getirmiştir. O dönemde
Osmanlıyı sözde ilerici kılan gayri Müslimlere uygulanan vergi
politikalarıdır. Kızılbaşlara yapılan yoğun baskı ise aynı anlayıştır. Çünkü
Kızılbaşlar vergi ve asker verme konusunda sürekli haksız ve zor
uygulamalara karşı baş kaldırmışlardır. Buradaki isyanlarda dikkat etmemiz
gereken şu ki din ve ekonomi bir arada gitmesidir.
Cumhuriyet öncesi seyitlik(pirlik) ekonomik ve
dinsel yapı şekli:
Alevilerde seyitlik pirlik kurumu
dinel olarak ve ekonomik olarak nasıl bir yapılanma içindeydi? Diye sorulsa
karşımıza çıkacak yapılanmayı şöyle açıklayabiliriz.
Seyitler dini yapılanmanın ve dini
vecibelerin yerine getirilmesinde birinci derecede yetkili olan kişidir.
Gerek inanç kuralları gerek ahlaki boyutta olsun uyulacak davranışların yasa
koyuculuğunun birinci derecede yetkilisidir. Alevilerde yazılı kaynak
olmadığı için insanların ilk ve son baş vuracağı kişidir. Dini ayinlerin
ayin kuralları yapılacak duaların şekli, kurban, evlilik sünnet, boşanma,
mirastaki anlaşmazlıkların çözümü, kan davaları, komşu veya köylüler köyler,
aşiretler arasındaki kavgalar, doğum ölüm cenaze rintleri… Pirin direk
uygulamaları veya daha önceden yapılanlar uygulanırdı.tam bir yasa koyucu
yetkiye sahipti çok büyük olaylarda birden fazla pir, ocak sahibi veya
aşiret liderleri katılır. Sorunu çözerlerdi. Şunu da söylemekte yarar var
toplantıda(cem de) sıradan halkın önerileri de kulak ardı edilmez
dinlenilir. Gerekirse cemaatin oluruna sunulurdu. Son söz daima
seyitlerindi. Bu düzen sağlayıcı sınıfın bu yetkilerinden dolayıdır ki Kürt
Alevilerinin bulunduğu bölgelerde seyitler genellikle aşiretler arasındaki
tampon yerlere yerleştirilmişlerdir. Pir yasa koyucu olduğu gibi yasa
koruyucu ve adeta asker görevini de görüyordu desek yanlış olmaz
kanısındayım.
Hukuki ve dini olarak böyle olan
Alevilerde peki ekonomi nasıl işliyordu. Kimlerin bu işte ne kadar rolü
vardı. Kendi ekonomik yapıları için kural ve yasa oluşturan seyitler; kendi
dışındaki ekonomik oluşumda din kadar büyük yetkilere sahip değillerdi.
Gerek dış(alevi olmayan) gerek Alevi olan üst sınıfların etkisiyle pirler
burada ikinci plana düşüyorlardı. Yada karar mekanizmasında üst sınıfların
etkisinde kalıyor; çoğunlukla bu kesimin lehine kararlar veriliyordu. Bazen
seyitlerin bile aleyhine bile kararlar çıkabiliyordu. Maddiyatın ikinci
planda olması yetkilerinin sınırlı olması nedeninden dolayı cumhuriyet
dönenme kadar toprak veya mülkiyet zengini bir Pir’e rastlayamazsınız. Türk
Alevi dedelerinde ise bu üst sınıf oluşumu Balım Sultan’dan sonra oluşmuş
zaten bunlara Osmanlı devlet desteği de mevcuttu. (Çelebiler, Ulusoy’lar
bunun örneklerindendir.) [Cumhuriyetle birlikte Kürt Alevi kökenli olan
Ağuçan’lar da (Malatya’da ki Doğan dedeler) kurtuluş savaşından sonra bu
ekonomik yapılanmalarını değiştirme aşamasına geçerler.]
Seyitlerin ekonomik yapısına
baktığımızda yakın tarihlere kadar oldukça fakir ve alt tabakada yer
aldığını görürüz. Kimileri bunu seyitlerin hazırcı ve tembel yaşam
tarzlarına bağlasa da ; yada maddiyata önem vermeyen mistik sebeplere (bir
hırka bir post yeter.) bağlasa da işin aslı ekonomik alanındaki yetkilerinin
bir suni din lideri veya kilise kadar olmayışındadır. Artı doğa dinlerinin
mistik önderlerinin uyması gereken bir yapılanmanın zorunluluğudur.
Cumhuriyet döneminde Alevilerde din ve ekonomi:
Cumhuriyet Aleviler için adeta bir
milad, bir sonun başlangıcı revizyonun dönüm noktası olur. Şimdiye kadar
kendi ekonomik düzenini kuran Aleviler artık başka sistem içinde eritilmenin
başlangıcına geçirilmişlerdi. Hoş yüzlerce yıl gerek Bektaşi babaları gerek
Türk kökenli dedeler gerekse de kendini bunlara yamamaya çalışan seyitler
alt yapıyı kısmi olarak hazırlamışlardı. Şimdi ise Mustafa Kemal iktidarı
son aşamayı tamamlamaya çalışıyordu. İşi halifeliğin kaldırılması tekke ve
ziyave kanunu çıkarmakla başlamıştı. Zaten laiklik göstermelik olarak
kullanılacak kısa bir sürede Aleviler hızlı bir sunileştirme aşamasına tabi
tutulacak. Dini olarak bunlar yapılırken ekonomik olarak, kültürel olarak da
aynı hareketler başlatılmıştı. Meşrutiyet zamanında başlatılan İstanbul’a
götürülüp farklı kültürle (sunileştirme) yetiştirilen öğrenci kampanyası,
cumhuriyetle birlikte hız kazanır. (Sıdıka Avar’ın anıları) ekonomik olarak
gerek Alevilerde gerek Kürtlerde işsizlik yaratılıp batıya göç ettirilip
asimle etme uygulamalarına hız verildi.
Sadece Alevilere karşı değil
aynı zamanda gayri müsümlere karşı da ekonomik alanlarda bazı taarruzlara
geçildi
'Atatürk'ün evine
bomba atıldı' yalanıyla kışkırtılanlar, 6-7 Eylül 1955'te İstanbul'da
azınlıkların ev, işyeri ve ibadethanelerini yağmaladı. Olaydan sonra
binlerce gayrimüslim göç etmek zorunda kaldı6-7 Eylül olaylarının kimler
tarafından gerçekleştirildiği sorusunu cevaplamak için devletin fail olarak
suçladığı kesimden başlanabilir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra
İstanbul'da 5 bin 104, Ankara'da 300, İzmir'de ise 170 kişi tutuklanır.
Hükümetin yaptığı ilk açıklamaya göre 'gençlik' Selanik'teki patlamalarla
ilgili bir miting düzenlemiş, komünistler de bundan faydalanıp tahribat
yapmıştır.
6-7 1955 Eylül Olayları: “Türkiye'nin
Kristal Gecesi - Recep Maraşlı
Beyoğlu İstiklâl caddesinde Türk bayrağı asarak önlem almış olanların
dışında ve daha önce tertipçiler tarafından işaretlenmiş tüm dükkanlar yerle
bir edilmişti. Örgütlendirilmiş ve kışkırtılmış çapulcu kalabalıklar
tarafından Taksim, Arnavutköy, Orta köy, Kara köy, Eminönü, Sirkeci, Gedik
paşa, Çarşıkapı, Kumkapı ve Bakırköy de aralarında olmak üzere 52 yerde
birden aynı anda çıkarılan yangınlarla tarihi, ulusal, kültürel ve sanat
varlıkları bir gecede yakılıp kül edildi; yıkıldı, yağmalandı
Olay, sadece bir sermaye
transferi anlamı da taşımaz. bir sermayeyi, bir varlığı yok etmektir.
örneğin varlık vergisi’nde öyle değildir. sizden zorla vergi almaya kalktım.
evinizi sattım, ben ucuza aldım. mal benim aktifime geçti. burada öyle
değil. her şey payimal edildi, perişan edildi, talan edildi. yani fiziki
olarak sermaye tahrip edildi. ama kabul etmek zorundayız ki o hadiseden
sonra Anadolu’dan İstanbul’a gelmiş, palazlanmış esnaf, ticaret hayatının da
sahibi olmuştur. 6-7 eylül hadisesinde tahrip edilen kadronun yerini
dolduranlar, bugün Türk iktisadi hayatında önemli isimler olmuşlardır. Henüz
Anadolu’da Aleviler sermaye içinde söz sahibi olmadıkları için Ekonomi adına
böyle bir katliamı yaşamaları erkendi. Ne yazık ki Gayri Müslimlerin
uğradığı bu katliamı Aleviler yetmişli yıllarda yaşayacaklardı .
Şimdiye kadar kendi yağlarında
kavrulan Aleviler kapitalist ekonomik gelişmeyle kendi ayakları üzerinde
durma zorluğunu yaşamaya başlayınca şehre veya batıya göç hızlanmaya
başladı. İlk dönemlerde şehre veya batıya gidip alevi olarak (son 50 yıl
hariç) kalan nadir insanlara rastlamaktayız. Hele ki yerleştiği çevre tutucu
suni veya kendisi o çevrede tek veya birkaç Alevilerse şansları hiç yoktu.
Baba alevi kalsa bile o kültürü korkudan çocuklarına anlatamıyor. Çocuk
çevrenin etkisiyle sunileşiyordu. Bu örneğin benzerini hemen her okuyucu
çevresinde örnekleyebileceğine eminim.
Aleviler şehre yerleşimlerini büyük
bedeller vererek oluşturdular. 1960-1980 yılları arasında şehre yoğun göç
gerçekleştiren Aleviler birçok pravakasiyon ve katliamlara maruz kaldılar.
Maraş, Sivas, Çorum, Malatya…. Bunların hafızada unutulmayacakların başında
gelmektedir. Tıpkı 6-7 Eylül olayları gibi evler önceden işaretlenmiş.
Katliam sırasında aleviler ve gayri Müslimler katledilmişlerdir. Çok
gariptir buradaki olayların tertipleyicileri o dönemin MHP ve onların
yandaşlarının tertibi sanılıyor. Ama onlar o dönemin sadece piyonları veya
kiralık tetikçileri idiler. Olayın tertipleyicileri ve perde arkasındaki
asıl rol oynayanlar dönemin sermayesini elinde tutan şehir
tüccarlarıydılar. Şimdiye kadar köyde yaşayan Aleviler; tüccar için
yağından, peynirine, derisine kadar; yumurtadan tavuğuna kadar. Buğdayından
kuru baklasına kadar her türlü gıda maddesini ve giyim ham maddesini üretir.
Ürettiklerini getirip şehirli tüccara verir, o da satar. Şehirli tüccar için
bir tüketim ve pazarlama potansiyeli idi. Onun şehre gelip yanı başına
yerleşmesi zamanla küçük de olsa bir bakkaliye açması tüccarın işine gelmez.
Kısacası pastadan başkalarının pay alması, hele,hele ki bir Kızılbaşsın pay
alması da hiç işine gelmez. Ekonomide devre dışı bırakmanın en iyi yolu dini
ayrılıkları kullanmaktı. İşte 70’li yılların Alevi –Suni çatışması gibi
gösterilmeye çalışılan perde arkasındaki asıl gerçek burada yatmaktadır. Bu
da günümüzdeki din ve ekonominin nasıl iç içe çalıştığının örneklerinden
biridir. Zaten tarihte de aşağı yukarı buna benzer olgularla bu tür olaylar
olmuştur. 80’lı yıllarından sonra şehir tüccarı bu yoğun göçün karşısında
fazla dayanamaz. Zaten köyden gelen Aleviler de belli toplu mahaller
oluştururlar süreç içinde hem önemli potansiyel güç oluştururlar. Hem de
kendi küçük burjuvalarını ufak çapta da olsa yaratmaya başlarlar. Artık
pastanın yeni bir ortağı daha doğmuştur. Daha yukarıdaki komprador sınıflar
da bu yeni potansiyeli yeni temsilcilerini ve pazarı kaçırmak istemezler.
Üst kesim ekonomik “barış” yapar ve Alevileri tanımaya başlayıp onların bazı
taleplerini kısmi kabullenmenin yollarına gider. Binlerce yılın yarattığı
yapıdan dolayı alt basmaktaki suni tüccar ve halk Alevi’ye karşı olan
kinini sevemezliğini sürdürse de bu eskisi kadar bağnaz olmaktan çıkar.
Artık Aleviler sadece tek partinin değil bir çok siyasi parti ve siyasilerin
ilgi alanına girer. Kendi yanlarına çekmek ve süreç içerisinde evrimsel bir
sunileştirmeyi gerçekleştirmek için harekete geçerler. “Toplumsal dayanışma
ve birliğin” olmaması ve kendi burjuva sömürülerini de sürdürmek için bazı
ayrılıkçı konumları da gündemde tutmayı ihmal etmezler. Alevilerin baş
düşmanını suni Kürtler; Suni Kürtlerin baş düşmanını da Alevileri
gösterirler. Bu işte kısmi de başarılı da olurlar. Hatta Aleviler içinde
bile “Ben Kürt Alevi’siyim” diyen insanları bile kendi toplumundan teşhir
etmenin yollarına giderler. Bu senaryoda Alevi kökenli siyasetçiler ve
ekonomik kariyere sahip kişiler dahi yer alırlar. Evrensel ve de İnsanlık
tarihi kadar eski Aleviliği adım adım bencil ve Türk Milliyetçiliğine
dönüştürmeye çalışırlar. Öte yanda suni Kürt kökenli burjuva ve tüccarların
aracılığıyla Alevi düşmanlığını körüklemeyi ihmal etmezler. Zaten uluslar
arası ekonomik sömürü varlığını ve pazarını bu oluşumlarda geliştirir. Örnek
olarak ABD’nin dünyadaki hareketleri. Bir kesimin ekonomik olarak bir alana
hakimiyet kurması aynı alan üzerinde çalışan bir başka kesimi rahatsız
ettiği için. Bu güç dengesi daima çatışma, egemen olma çabalarını da
beraberinde getirir. Yasa dışı olsa bile. Ülkücü-Mafya ve Kürt-Mafyası
arasındaki çatışma da bu egemen olma mücadelesinin bir ürünüdür.
Dünya’da ne zaman ki din, ekonomik
yapılanmanın dışında tutulursa. Ekonomik hakimiyeti sağlamak için din araç
olarak kullanılmazsa dinler arası köprü ve hoşgörü o zaman gerçekleşir.
İşte o zaman din gerçek saygınlığını ve ilerici ve çağdaşlığını kazanır.
Seyfi MUXÛNDÎ
Kaynaklar:
1)
Aleviliği gizli tarihi-Erdoğan Çınar
2)
Türk İktisat Tarihi- Gökhan Evliyaoğlu.
3)
Türklerin Tarihi- Doğan Avcıoğlu
4)
Belleten Dergisi-Claud Cahen
5)
Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin İdeolojik Kökenleri-Burhan
Oğuz
6)
Tunceli tarhi Bilal Aksoy
7)
Dinler Tarihi- Orhan Hançerlioğlu
8)
Hititler Birgit Brandau
9)
Sümerli Ludringra- M. İlmiye Çığ
10)
Hitit güneşi-. Sedat Alp
11)
Zarathustra- M.S. Bilgin.
12)
Munzur Dergileri.
13)
Anadolu Aleviliğinde Yol Ayırımı- N. Birdoğan
14)
Ahilik -Baki Öz.
15)
Tarih Sümerlerde Başlar. S. N. Kramer
16)
Arkeolojide Demirci Kawa’ya-Sabahattin Bulut.
17)
Türkler ve Türklerin Tarihi-Kamuran Gürün
18.05.2008 / Gomanweb
|